Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal İnat, Avrupa’da artan aşırı sağın arka planını ve seçmenin bu yöneliminin nedenlerini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Avrupa’da aşırı sağ sorunu artık merkez siyasetçilerin kabusu haline geldi. İtalya’nın ardından Fransa, Almanya ve İngiltere gibi Avrupa’nın en büyük ülkelerinde iktidarın aşırı sağın eline geçme riski oldukça artmış durumda. Bu ülkelerde yapılan kamuoyu yoklamalarında aşırı sağ partiler çoktan ilk sıralara yerleşmişken şimdi hesaplar, en fazla oyu alsa da aşırı sağın iktidarı devralmasının nasıl engelleneceği üzerine yapılıyor.
Fransa’da gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aşırı sağcı Rassemblement National’ın (RN) ilk turda yaklaşık yüzde 35 oyla açık farkla birinci olması bekleniyor. RN adına yarışacak Marine Le Pen ya da Jordan Bardella’nın ikinci turda yüzde 50’yi aşıp cumhurbaşkanlığını almaması için yol aranıyor. RN’nin ardından ikinci sırada görünen aşırı sol ile merkez sağ ve merkez solun anlaşması kolay görünmüyor.
Almanya’da ise federal parlamento seçimleri 2029'da yapılacağı için Fransa’ya göre endişe daha az olmasına rağmen aşırı sağcı Alternative für Deutschland (AfD) partisinin oylarının son kamuoyu yoklamalarında yüzde 28’e ulaşması yerleşik siyasal sistemi rahatsız etmeye yetiyor. AfD’nin bu oy oranıyla iktidardaki Hıristiyan Birlik Partilerinden (CDU/CSU) 6, Sosyal Demokratlardan (SPD) ise 16 puan ileride olması bu rahatsızlığı büyütüyor. Bunun yanında son anketlere göre AfD’nin eylülde yapılacak Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde yüzde 42 oy oranına ulaşacak olması aşırı sağcıların Almanya’da ilk eyalet hükümetini ele geçirme ihtimalini güçlendiriyor.
Birleşik Krallık’ta da aşırı sağın yükselişinin bu ülkedeki Muhafazakar Parti ile İşçi Partisi arasında şekillenen iktidar dengelerini kökten sarstığı görülüyor. Avrupa Birliği (AB) karşıtı kampanyasıyla ülkeyi AB üyeliği dışına sürükleyen Nigel Farage liderliğindeki Reform UK partisinin oyları son anketlerde yüzde 25 civarında görünüyor ve bu oy oranıyla ikinci sıradaki İşçi Partisi’nin önünde birinci parti olması bekleniyor. AB karşıtlığının ardından göçmen karşıtlığıyla seçmen kitlesini artıran Farage’ın “British people first” söylemi Trump’ın “America first” sloganına benziyor.
Bu ülkelerin dışında, son yapılan anketler diğer birçok Avrupa ülkesinde de aşırı sağcı partilerin oldukça yüksek oy oranlarına sahip olduklarını gösteriyor. Avusturya, Portekiz, İsveç ve Polonya gibi ülkelerde aşırı sağcı partiler anketlerde görünen oy oranlarıyla iktidara aday konumdalarken İtalya’da aşırı sağcı başbakan Giorgia Meloni’nin İtalya’nın Kardeşleri Partisinin liderliğindeki koalisyon ülkeyi yönetmeye devam ediyor.
Avrupa’daki seçmenin aşırı sağ partilere yönelmesinin birçok nedeni var. Bunlar arasında en güçlü olanı, aşırı sağcı siyasetçilerin bazı Avrupa ülkelerinde sayıları artan göçmenlere karşı halk arasında oluşan endişeleri köpürtüp korkuya dönüştürme yönündeki politikalarının başarılı olmasıdır. İnsanların daha iyi ve güvenli yaşam koşulları ümit ettikleri topraklara göç etmeleri ya da kaçmaları doğaldır. Aynı şekilde bu şekilde gelen “yabancıların” sayısının ve toplum içindeki görünürlüğünün artması durumunda bundan bazı yerleşiklerin huzursuz olması da doğal görülebilir. Kültürel farklılıklar ve yabancıya duyulan güvensizlik bu huzursuzlukta temel rolü oynar. Aşırı sağcıların, Avrupa’da gider
Göçmenleri Avrupa ülkelerindeki güvensizliğin, ekonomik sorunların ve kültürel yabancılaşmanın temel nedeni olarak sunan aşırı sağ propaganda aynı zamanda bu sorunların büyümesindeki sorumluluğu iktidardaki merkez partilere yükleyen anlatısıyla da başarılı oldu.
Merkez sağ, merkez sol ya da liberal partilerden oluşan iktidarların izledikleri yumuşak göçmen ve mülteci politikalarıyla Avrupa ülkelerine aşırı sayıda yabancının gelmesine yol açarak Avrupa’nın kimliğini, refahını ve güvenliğini tehlikeye attıkları söylemini üreten aşırı sağ siyasetçilerin bu söylemlerini yaygınlaştıracak kanalları ve onları sorgulamadan kabul edecek kitleleri bulmaları zor olmadı.