İstanbul Valiliğinin himayesinde ve Sıfır Atık Vakfının koordinasyonunda Atatürk Havalimanı'nda düzenlenen "Sıfır Atık Forumu 2026" kapsamında "Hasat Sonrası Kayıpların Azaltılması-Gıda Tedarik Zincirinde Verimliliğin Artırılması" temasıyla Yüksek Düzeyli Tarım Bakanları Paneli gerçekleştirildi.
Panelin açılışında konuşan Bakan Yumaklı, bugün insanlığın ortak geleceğini ilgilendiren temel bir mesele etrafında buluştuklarını kaydederek, artan nüfus, azalan doğal kaynaklar ve derinleşen iklim riskleri karşısında üretilen gıdanın nasıl daha iyi korunabileceği sorusunu katılımcılara yöneltti.
Yumaklı, bu soruya verecekleri cevabın gıda güvenliğinin, çevresel sürdürülebilirliğin ve küresel dayanışmanın geleceğini de şekillendireceğini söyledi.
Sıfır atık konusunun aslında yaşamı ve insanlığı koruma iradesinin adı olduğunu ve bir medeniyet anlayışı anlamına geldiğini dile getiren Yumaklı, Türk kültüründe ve İslam inancında israfın hiçbir zaman hoş görülmediğini, bu anlayışı bugün tarım politikalarına, eğitim projelerine, gıda sanayisine ve su yönetimine yansıttıklarını, tarladan sofraya kadar tüm zincirde kayıpları azaltan, döngüsel ekonomiyi destekleyen bir sistemi hep birlikte inşa ettiklerini anlattı.
Yumaklı, bu süreçte özel sektör, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların aynı hedef doğrultusunda ortak sorumluluk üstlendiğini kaydederek, hiçbir vizyonun toplumsal sahiplenme olmadan sürdürülebilir olamayacağını bildirdi.
Bakan Yumaklı, Birleşmiş Milletler'in 31. İklim Zirvesi olan COP31'in bu yıl kasımda Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da gerçekleştirileceğini belirterek, "Sıfır Atık Forumu'nda düzenleyeceğimiz yüksek düzeyli ve eylem odaklı toplantılar, COP31 hedefleriyle uyumlu şekilde, döngüsel ekonomi ve sıfır atık kültürünü, toplumun her kesiminde yaygınlaştırma kararlılığımızın somut göstergesidir." diye konuştu.
Bugünkü panelde gündemlerini acil kılan çok yalın ama son derece çarpıcı bir gerçeğin bulunduğunu vurgulayan Yumaklı, sözlerini şöyle sürdürdü:
"2050 yılına kadar dünya nüfusunun 10 milyara yaklaşması öngörülmektedir. Bu durum, daha fazla gıdaya, daha güçlü üretim sistemlerine ve kaynaklarımızı daha dikkatli kullanmaya ihtiyaç duyacağımız anlamına gelir. Ancak burada kendimize daha temel bir soru sormamız gerekiyor: Dünyada her yıl milyarlarca ton gıda üretilirken, neden hala milyonlarca insan açlıkla karşı karşıya? Bu soru yalnızca rakamlarla ve istatistiklerle açıklanabilecek, cevabı verilebilecek bir soru değildir. Çünkü açlık, bir istatistikten ibaret değildir. Bir annenin kaygısıdır, bir çocuğun eksik kalan öğünüdür ve bir ailenin yarına dair endişesidir. Dünyanın farklı bölgelerinde çatışmalara ve yıkıma büyük kaynaklar ayrılı
Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, Gazze başta olmak üzere kriz bölgelerinde yaşananların, gıdaya erişimin ne kadar hayati bir mesele olduğunu herkese bir kez daha gösterdiğinin altını çizerek, şu açıklamalarda bulundu:
"Bu nedenle diyoruz ki, 'Gıdayı üretmek kadar, gıdayı korumak da önemlidir'. Küresel ölçekte üretilen gıdanın yaklaşık yüzde 13'ü hasat sonrası süreçlerde yok olmaktadır. Yine üretilen gıdanın yüzde 19'u ise evlerde, marketlerde, restoranlarda ve toplu tüketim alanlarında israf edilmektedir. Sonuç olarak, üretilen gıdanın 3'te biri daha sofralarımıza ulaşmadan yok olmaktadır. Gıda kaybı ve israfı ile ilgili yapılan hesaplamalara göre, küresel ekonomiye verdiği zarar (yıllık) 1 trilyon dolardır. Aynı zamanda küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 8 ila 10'unu oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu mesele, yalnızca ekonomik konu değil aynı zamanda çevresel, sosyal ve ahlaki unsurlar taşımaktadır."