Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Adnan Dal, Türkiye'nin Antarktika kıtasındaki faaliyetlerini ve önemini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Türkiye, son yıllarda kutup araştırmalarına yoğun bir ilgi göstermektedir. Bu ilgi, önceleri bireysel düzeyde çalışmalarla başlarken, son yıllarda devlet düzeyinde bu bölgelerde yapılan bilimsel araştırmalar şeklinde hızla ilerlemektedir. Bunun en güzel örneği, Beyaz Kıta’ya yapılan 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi'dir.
Kutup araştırmalarına hem güneyde hem kuzeyde iki yönlü bir angajman politikası izleyen Türkiye, geçen yıl kurulan Kutup Bölgeleri Koordinasyon Kurulu sayesinde hem Arktik'te hem Antarktika'da varlığını güçlendirme ve bu varlığı kalıcı hale getirme hedefi yürütmektedir. Bu sebeple öncelikle Arktik’e ve Antarktika’ya yönelik stratejinin hem ortak hem de ayrışan yanlarına değinmekte fayda vardır.
Öncelikle, Arktik Bölgesi’nin etrafı devletlerle çevrili bir okyanus olduğunu göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Bu çerçevede, Arktik Bölgesi'ne yönelik angajman siyasetinin devletler açısından motivasyonlarına bakıldığında, bölgenin dünya jeopolitiği açısından önemli olan stratejik konumu, bölgedeki teritoryal anlaşmazlıklar, enerji kaynakları, iklim değişikliğiyle birlikte ulaşıma elverişli hale gelen kıtalararası deniz rotaları, bilimsel araştırmalar gibi alanlardan bakmak gerekir. Ancak, Antarktika’da durum biraz daha farklılık arz etmektedir.
Antarktika, Arktik Bölgesi'nin aksine, etrafı okyanusla çevrili bir kara parçasıdır. Bu sebeple, bu bölgede teritoryal anlamda egemenlik iddiaları yaşanmaz. Kıta, bir açıdan uluslararası hukukta kullanılan Latince tanımlamayla "terra nullius" olarak düşünülebilir, ancak tam olarak bu konumda olduğu da söylenemez. Zira Antarktika, uluslararası bir yönetim sistemine sahiptir. Yani, hiçbir devlete ait olmayan bir alan (terra nullius) da değildir. Kıtanın bu yapısı, 1959'da imzalanan Antarktika Anlaşmalar Sistemi aracılığıyla oluşturulmuştur. Bu sistem sayesinde, kıta sadece bilimsel araştırmalar amacıyla barışçıl bir şekilde kullanılabilmekte, dünyanın diğer bölgelerine kıyasla savaş ve çıkar ç
Kıtaya yönelik motivasyonuna bakıldığında Türkiye, burada öncelikli olarak kalıcı bir bilim üssü kurmayı amaçlamaktadır. Peki, Türkiye kıtada neden kalıcı üsse sahip olmak istemektedir? Bu konuda öncelikle bilim diplomasisini ön plana almak gerekir. Uluslararası sorunların çözümü konusunda uluslararası işbirliğini gerekli gören, bu sebeple barışçıl faaliyetleri hedefine alan bir diplomasi yönteminden bahsediyoruz. İklim değişikliği, salgın hastalıklar, uzay ve kutup araştırmaları gibi küresel siyaseti etkileyen sorun alanlarından bahsediyoruz. Bu açıdan, küresel sorunların çözümü bu konudaki uluslararası sistemin aktörlerine ihtiyaç duymaktadır. İşte bu noktada, Türkiye de son yıllarda ulusl
Bu imajı bilim diplomasisi açısından değerlendirdiğimizde, öncelikle kıtada yapılan bilimsel araştırmalar, aktörlerin bu bölge üzerinde alınacak kararlara müdahil olması anlamına gelmektedir. İkincisi, söz konusu aktörlerin uluslararası sorunların çözümü konusunda bilimsel işbirliği ekosistemine dahil olmasını sağlamaktadır. Üçüncüsü, uluslararası kamuoyu nezdinde bu sorunların çözümünde inisiyatif alan ülkeler üzerinde güven inşa edici bir pozisyon sağlamaktadır.
Antarktika’ya angaje olmanın Türkiye’ye sağlayacakları dışında, kıtanın da elde edebileceği kazanımlar olduğu unutulmamalıdır. Zira, uluslararası sorunlar küresel düzeyde çabalar sonucu çözüme kavuşturulabilir. Bu bağlamda, Türkiye’nin kıtada iklim değişikliği, çevresel sorunlar gibi alanlarda göstereceği çabalar bilim diplomasisine önemli katkılar sunacaktır. Kıtada yürütülen araştırma ve projeler iklim değişikliği ile birlikte ortaya çıkan sorunların değerlendirilmesi, bu konuda gerekli önlemlerin alınması konusunda önemli çıktılar sunacaktır.