Anadolu Ajansının (AA) "İstanbul'un Selatin Camileri" isimli dosya haberinin bu bölümünde, Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu Şehzade Cihangir adına yaptırılan Cihangir Camisi ele alındı.
Genç yaşta vefat eden Şehzade Cihangir'in hatırasına, Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1559-1560 yıllarında inşa ettirilen cami, zaman içerisinde çeşitli yangın ve depremlerden zarar gördü.
Cami, 19. yüzyılın sonlarında Sultan 2. Abdülhamit tarafından 1890'da yeniden yaptırılarak bugünkü görünümüne kavuştu. Mimari açıdan kare planlı ve tek kubbeli bir yapıya sahip olan cami, önündeki üç bölümlü son cemaat yeri ve iki köşesinde yükselen minareleriyle dikkati çekiyor.
Fotoğraf: Muhammed Enes Yıldırım/AA
Bulunduğu semte adını veren Cihangir Camisi, yüksek konumu sayesinde geniş bir manzaraya hakim olup, İstanbul'un silüetinde belirgin yer alıyor.
Mimari özellikleri ve tarihi geçmişiyle İstanbul'un önemli ibadet yapıları arasında gösterilen Cihangir Camisi, Osmanlı döneminden günümüze ulaşan kültürel mirasın önemli örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk ve İslam Sanatı Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Resul Yelen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Fındıklı yokuşunda tepe üzerindeki caminin denize nazır bir konumu olduğunu söyledi.
Yelen, günümüzdeki cami ile ilk inşa edilen yapı arasında fark bulunduğunu aktararak, şöyle devam etti:
"İlk cami Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğlu Şehzade Cihangir için inşa ettirilmiş. Doğal olarak Mimar Sinan eseridir. Aslında biz ilk yapının nasıl bir eser olduğunu Evliya Çelebi'den öğreniyoruz. Evliya Çelebi'nin bilgilerine göre cami, kare planlı, tek kubbeli bir yapı. Sıbyan mektebi var. Fakat tarihi süreç içerisinde bu yapı 5 defa yangın geçirmiş ve defalarca yenilenmiş. Şu an günümüzdeki yapı 1890 yılında 2. Abdülhamit döneminde inşa ettirilen camidir. Camiye baktığımızda yine kare planlı, tek kubbeli bir yapı olsa da doğal olarak batılılaşma dönemi veya son dönem Osmanlı mimari özelliklerini göstermektedir."
Yelen, caminin kubbesinin köşelere oturan yüksek kemerler üzerine yerleştirilmesi sayesinde yapıda çok sayıda pencereye yer verildiğini, bunun da iç mekanın daha aydınlık olmasını sağladığını anlattı. Alt sıradaki pencerelerin yuvarlak kemerli olduğunu belirten Yelen, yüksek kemerlerin bulunduğu bölümdeki pencerelerin ise yelpaze biçiminde inşa edildiğini ifade etti.