İletişim Başkanı Duran, Milli İrade Platformu tarafından Eyüpsultan'daki Bahariye Mevlevihanesi'nde düzenlenen "Milli İrade Buluşmaları: Türkiye Yüzyılı'nda İletişim" programında yaptığı konuşmada, sivil toplumun, demokrasinin vazgeçilmez ögesi olduğunu, Milli İrade Platformu'nun da Türkiye'nin en zor günlerinde önemli misyonlar üstlenmiş bir yapı olduğunu belirtti.
"Türkiye Yüzyılı'nda İletişim" konusunun sivil toplum ve aynı zamanda aile ile birey üzerinde ele alması gereken çok önemli bir konu olduğuna dikkati çeken Duran, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren özellikle tek parti döneminde medyanın bir konumlanmasının söz konusu olduğunu, bu yapının zaman içerisinde Türkiye'yi belli bir mecrada tutmak ve batı medeniyetinin ayak izlerinden yürümek üzere batıcı bir zihinle tasarlandığını anlattı.
Duran, yapılan mühendislik faaliyetinin Türkiye'yi bambaşka bir yerde konumlandırmaya dayalı olarak yürüdüğünü ve kritik dönemlerde de bunun devam ettirildiğini kaydetti.
Merhum Başbakan Adnan Menderes'in yargılanması sırasında medyanın ortaya koyduğu performansın bir utanç vesilesi olduğunu dile getiren Duran, "Vesayetin her döneminde medya ne yazık ki sivil olma iddiasında olsa bile kötü bir performans ortaya koydu. Bunun 1960, 1971, 1980'de ne tür bir meşrulaştırma rolüyle devam ettiğini hepimiz hatırlıyoruz. Zihinlerimiz de bu oldukça taze ama herhalde 28 Şubat dönemindeki o vesayetçi medyanın halini, kendisine sivil diyenlerin vesayetçi bir düzenle nasıl kolayca buluşabildiğini unutmak mümkün değildir." ifadelerini kullandı.
İletişim Başkanı Duran, 28 Şubat dönemine karşı sivil toplumun ortaya koyduğu iradenin, bir takım medya tekellerinin linç etme girişimlerine rağmen bambaşka bir iradenin önünü açtığına 2002 yılından itibaren Türkiye'de hem demokrasiyi hem de sivilleşmeyi öne çıkaran yeni bir dönemin başladığını işaret ederek, "Medya ve iletişim alanının 2002'den sonra daha çeşitlendiğini ve daha çoğulcu bir hale geldiğini gördük. Ancak medya üzerinden bir takım dizaynlar yapılma çabalarının o kadar kolay da bitmediğini biliyoruz." dedi.
Bugün bakıldığında Türkiye'de her görüşten insanın kendi siyasi ve ideolojik yorumunu anlatabileceği çeşitli medya kanallarının olduğunu aktaran Duran, Türkiye'nin son 25 yılındaki kritik dönemlerinde medyanın önemli rollerinin olduğunu belirtti.
Gezi olaylarında, 17-25 Aralık'ta, Suriye'deki iç savaşta, 15 Temmuz darbe girişiminde medyanın nasıl aparat haline getirildiğinin görüldüğünü ifade eden Duran, son yıllarda çok sayıda ülkenin sosyal medyayı hibrit savaş modeli olarak gördüğünü ve bu nedenle sosyal medyanın bir takım kampanyalara açık olduğunu söyledi.
Duran, dijitalleşme sayesinde algoritmalar üzerinden insanların algılarının oluşturulmasının kolaylaştığını anlatarak, "Dijitalleşme, çok sayıda imkanı seferber ederek bambaşka siyasal, toplumsal dönüşleri sağlayabilme imkanını arttırdı. Rekabetin de çok güçlendiği bir dönemdeyiz. Her ülke artık siber alanı bir egemenlik alanı olarak görüyor ve buna dair tedbirler alıyor. Malum Türkiye'de de son dönemde yapılan ve yapılacak olan yasal düzenlemelerle bu egemenliğe sahip çıkmak durumundayız. Çocuklarımızı korumaktan kritik stratejik imkanlarımızı, kapasitelerimizi korumaya kadar çok yönlü bir meydan okumanın karşısındayız. Bu gerçekten çok katmanlı bir meydan okuma ve buna acil tedbirlerin alı
İletişim Başkanlığının stratejik iletişim perspektifiyle bir politika yürüttüğünü dile getiren Duran, "Amacımız Türkiye'nin vesayetten arınmış, iç barışı sağlanmış, kısır tartışmaların gölgesinden kurtulmuş, bölgesel ve küresel politikada söz sahibi, istikrarlı bir ülke olarak önce çevresinde sonra da dünyanın başka yerlerinde barışa, istikrara, ekonomik iş birliğine katkı vermesidir." dedi.
Türkiye'nin bir hikayesi olduğunu söyleyen Duran, Türkiye'nin savunma sanayisiyle ilgili imkanlarını, teknolojisini paylaşıyor olmasının ya da kazan-kazan anlayışıyla Afrika'da iş tuttuğunda kendilerine verilen cevabın da bunu gösterdiğini ifade etti.