Bağımsız araştırmacı Erman Tatlıoğlu, Miami'de düzenlenecek G20 Liderler Zirvesi'ni, değişen küresel güç dengelerini ve Türkiye'nin G20 içindeki stratejik konumunu AA Analiz için kaleme aldı.
***
Uluslararası sistem son yıllarda siyasi ve askeri alanda olduğu kadar ekonomik alanda da giderek parçalı bir görünüm kazanıyor. Yaptırımlar, ticaret kısıtlamaları, kritik mineraller üzerindeki rekabet, enerji güvenliği ve tedarik zincirlerinin siyasallaşması, küresel ekonomiyi büyük güç rekabetinin doğrudan parçası haline getirdi. Buna karşılık dünyanın önde gelen ekonomilerini aynı masa etrafında buluşturan G20, yeniden ekonomik diyalog için ortak bir zemin oluşturma arayışında.
Bu arayışın merkezinde 14-15 Aralık'ta Miami'de düzenlenecek G20 Liderler Zirvesi bulunuyor. ABD'nin dönem başkanlığında yürütülen hazırlıklarda enerji güvenliği, kritik mineraller, altyapı ve dayanıklı tedarik zincirleri öne çıkıyor. Eylül ayında Houston'da gerçekleştirilen G20 Enerji Bakanları Toplantısı'nda bu alanlarda ortak sonuçlara ulaşılması, siyasi farklılıklara rağmen ekonomik konularda uzlaşı imkanının sürdüğüne işaret ediyor. G20, dünya gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 85'ini, küresel ticaretin yüzde 75'inden fazlasını ve dünya nüfusunun yaklaşık üçte ikisini temsil ediyor. ABD, Çin, Rusya ve Avrupa Birliği arasındaki görüş ayrılıklarına rağmen platformun önemini kor
Miami Zirvesi'ni önceki toplantılardan ayırabilecek gelişmelerden biri, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in zirveye davet edilmesidir. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, eylül ayında Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüşmesinin ardından Washington'ın Putin'i G20 Zirvesi'ne davet ettiğini açıkladı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da Moskova'nın daveti olumlu karşıladığını ancak katılıma ilişkin kararın henüz verilmediğini belirtti. Bununla birlikte Rusya'nın G20 temsilcisi Denis Agafonov'un açıklamaları Moskova'nın yaklaşımını daha açık ortaya koyuyor. Agafonov'a göre karar, zirvenin içeriği ve aralık ayındaki jeopolitik ortam dikkate alınarak verilecek. Rus diplomat, Putin'in Miami
Washington'ın Putin'i davet etmesi sembolik değerin ötesinde bir anlam taşıyor. Rusya-Ukrayna çatışması sonrasında Moskova ile Batılı ülkeler arasındaki temasların sınırlandırılmasına rağmen Rusya, enerji, emtia, tarım ve küresel tedarik zincirlerinde önemli bir aktör olmayı sürdürüyor. Dolayısıyla küresel ekonomik sorunların, Rusya'nın tamamen dışında bırakıldığı bir zeminde tartışılmasının belirgin sınırları bulunuyor. Putin'in Miami'ye katılması halinde G20, aynı zamanda son yıllarda azalan Rusya-Batı diplomatik temasları açısından da önemli bir kanal oluşturabilir.
G20 içerisindeki güç dağılımı da grubun kurulduğu dönemden farklılaşıyor. Çin, Hindistan, Brezilya, Endonezya ve diğer yükselen ekonomilerin artan ağırlığı, Batılı ülkelerin küresel ekonomi üzerindeki geleneksel belirleyiciliğini azaltıyor. IMF'nin Nisan 2026 tahminlerine göre gelişmekte olan ekonomiler, satın alma gücü paritesine göre dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 61'ini oluşturuyor.
BRICS'in genişlemesi bu dönüşümün kurumsal boyutlarından biri. Putin daha önce BRICS'i Batı'ya karşı kurulmuş bir mekanizma olarak görmediklerini vurgulayarak örgütün amacını üye ülkelerin ekonomik çıkarları ve kalkınması üzerinden tanımlamıştı. Moskova açısından BRICS'in büyümesi ile G20'nin varlığı birbirini dışlayan süreçler olarak görülmüyor. Tam tersine iki platform arasındaki ilişki, değişen küresel güç dağılımının farklı düzlemlerde temsil edilmesi anlamına geliyor. BRICS, Küresel Güney'in kurumsal ağırlığını artırırken G20, Batılı ekonomiler ile yükselen güçlerin doğrudan temas edebildiği daha geniş bir alan sağlıyor. ABD, Avrupa Birliği, Çin, Hindistan, Rusya, Brezilya, Suudi Arabis
ABD'nin dönem başkanlığında enerji güvenliği, kritik mineraller ve tedarik zincirlerinin öne çıkarılması, ekonomik güvenliğin artık ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası olarak görüldüğünü gösteriyor. Buna rağmen Washington'ın G20 kapsamında Çin ve Rusya'nın da bulunduğu ülkelerle ortak ekonomik başlıklarda çalışması, stratejik rekabet ile ekonomik zorunlulukların aynı anda var olabildiğini ortaya koyuyor.