Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, ATO Congresium Kongre ve Sergi Salonu'nda düzenlenen, 5. Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları'nda yaptığı konuşmada, ticaretin kuralları yeniden yazılırken, üretimin coğrafyasının yer değiştirdiğini, rekabetin dayandığı temel parametrelerin köklü şekilde değiştiğini söyledi.
Bu değişim neticesinde devletlerin ekonomik alanı doğrudan stratejik güvenlik ve egemenlik çerçevesinde ele aldığını belirten Yılmaz, yarı iletkenlerden yapay zeka altyapılarına, kritik hammaddelerden yeşil enerji teknolojilerine kadar uzanan geniş bir alanda rekabetin giderek daha sert bir karakter kazandığını ifade etti.
Yılmaz, bu yeni dönemde rekabetin, üretilen miktardan çok üretilen değerin niteliği, içerdiği bilgi yoğunluğu ve küresel ölçekte kabul görme kapasitesi üzerinden şekillendiğine işaret ederek, bu noktada markalaşma kavramının da köklü bir değişim yaşadığını kaydetti.
Cevdet Yılmaz, "Marka, geçmişte daha çok tanıtım, görünürlük ve iletişim gücü üzerinden değerlendirilirken, bugün veriyi işleyebilen, öngörü üretebilen ve stratejik karar alma kapasitesi geliştirebilen bir organizasyon yapısını ifade etmektedir. Bu nedenle küresel ölçekte öne çıkan yaklaşımın 'Brand, Brain ve Artificial Intelligence' bileşenlerinin bütünleşmesine dayandığını görüyoruz, 'marka', 'akıl' ve 'yapay zeka' birlikte çalıştığında sürdürülebilir bir rekabet gücü ortaya çıkmaktadır." diye konuştu.
Yapay zekanın bu bütünün merkezinde yer aldığını, üretim süreçlerini, iş gücü piyasalarını, rekabet yapısını ve kamu politikalarını aynı anda dönüştüren genel amaçlı bir teknoloji olarak öne çıktığını belirten Yılmaz, hükümet olarak yapay zekayı zararlı yönlerini azaltıcı, faydalı yönlerini artıcı bir perspektifle ele aldıklarını dile getirdi.
Bilimsel ve teknolojik ilerlemenin önemine işaret eden Yılmaz, "Bilimsel ve teknolojik olarak çok ilerlemiş ülkelerin, görülmemiş zulümler işleyebildiği, insanlık dışı birtakım eylemler yapabildiği bir çağda olduğumuzu da görüyoruz. Dolayısıyla bilgiyi ve teknolojiyi etik, ahlak, hukuk, adalet ve merhametle birleştirmediğiniz sürece insanlığa fayda üretmediğini, tam aksine yıkıcılığı daha üst seviyelere çıkardığını görüyoruz. Biz Türkiye olarak 'güçlüysem haklıyım' anlayışını doğru bulmuyoruz. Hem güçlü olacağız hem de haklı olacağız diyoruz. Bizim perspektifimiz bu." ifadelerini kullandı.
Yılmaz, bu çerçevede Türkiye'nin, bu dönüşümü yöneten ve yönlendiren bir yaklaşım ortaya koyduğunu, marka konusunda 'Turquality Programı'nın uygulandığını ve programın zamanla geliştirildiğini söyledi.
Turquality'nin, markalaşmayı kapsamlı bir çerçevede ele aldığını, kurumsal kapasite ile yönetim kalitesini artıran, stratejik planlama ve teknolojik yetkinliklerin birlikte geliştirilmesini esas alan bir marka destek programı olduğunu bildiren Yılmaz, "Program kapsamında firmalarımızın marka bilinirliği güçlendirilirken, veri temelli karar alma süreçleri, dijital pazarlama uygulamaları, e-ihracat kapasitesi ve müşteri deneyimi yönetimi alanlarında yetkinlik kazanmaları desteklenmektedir." şeklinde konuştu.
Yılmaz, dijital ticaret alanında da önemli adımlar attıklarını anlatarak, şöyle devam etti:
"E-ihracat, firmalarımız için uluslararası pazarlara erişimi daha doğrudan ve daha yönetilebilir hale getirmektedir. Bu alanı, markalaşmayı destekleyen stratejik bir araç olarak ele alıyoruz. Kolay İhracat Platformu ve E-Kolay İhracat Platformu gibi dijital altyapılar sayesinde firmalarımıza hedef pazar analizi, rekabet değerlendirmesi ve karar destek süreçlerinde rehberlik hizmeti sunuyoruz. Bu platformlar aracılığıyla firmalarımız, ürünlerini hangi pazarda nasıl konumlandıracaklarına ilişkin daha sağlıklı ve veri temelli karar alma sürecine kavuşmuş oluyor."