Orta Doğu ve Afrika Stratejik Enstitüsü Kıdemli Danışmanı Abdennour Toumi, Cezayir'in Birleşik Arap Emirlikleri'yle diplomatik ilişkilerini sonlandırmasının arka planını ve bölgesel dinamikleri AA Analiz için kaleme aldı.
***
Cezayir ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki ilişkiler, 50 yıl boyunca temkinli diplomatik işbirliğinden kapsamlı ekonomik ortaklığa doğru evrildi. Günümüzde ise bu ilişki, farklı evreye girmiş bulunuyor. Cezayir-Abu Dabi ilişkilerinin bozulması, yalnızca ikili anlaşmazlığın sonucu değildir. Bu durum, Kuzey Afrika, Afrika'nın Sahel bölgesi ve daha geniş Orta Doğu coğrafyasındaki yeni bölgesel düzende rakip vizyonlar arasındaki daha geniş çaplı mücadeleyi yansıtıyor. Cezayir'in dış politika doktrini, egemenlik, iç işlerine karışmama, toprak bütünlüğü, kendi kaderini tayin hakkı ve devlet kurumlarının korunması ilkelerini benimsiyor.
Cezayir-BAE ilişkisinin temelleri, 1971'de BAE'nin kuruluşuna dayanıyor. Cezayir, yeni federasyonu tanıyan ilk ülkeler arasında yer aldı. 1970'ler ve 1980'ler boyunca siyasi ilişkiler, üst düzey temaslardan olumlu yönde etkilendi. Bu karşılıklı temaslar, her iki ülkenin de Arap ve Afrika dünyasındaki konumlarını sağlamlaştırmaya çalıştığı dönemde siyasi diyalog için çerçeve oluşturdu.
İlişkiler, 2000'li yıllarda, merhum Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika döneminde daha güçlü ekonomik boyut kazandı. BAE merkezli şirketler, Cezayir'in altyapı ve ticaret sektörlerinde giderek daha fazla varlık göstermeye başladı. Bir dönem boyunca ekonomik ilişkiler, siyasi anlaşmazlıklara karşı yararlı tampon işlevi gördü ancak iki ülkenin stratejik öncelikleri ayrıştıkça bu işlev giderek zayıfladı.
BAE'nin İsrail ile diplomatik ilişkiler kurma kararı, ülkenin bölgesel siyasi dengelerdeki konumunu kökten değiştirdi. Buna karşılık Cezayir, İsrail ile normalleşmeyi sürekli olarak reddetti ve Filistin davasına güçlü siyasi bağlılığını sürdürdü. Aynı dönemde Mağrip'teki jeopolitik ortam da çeşitli dönüşümlere uğruyordu. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Aralık 2020'de Fas'ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanırken Fransa ve İspanya da Cezayir tarafından Rabat'ın lehine olduğunu değerlendirilen tutum benimsedi.
Cezayir açısından Batı Sahra, yalnızca iki komşu devlet arasındaki anlaşmazlıktan ibaret değil. Bu mesele, ülkenin kendi kaderini tayin hakkı, bölgesel dengeler ve ulusal güvenlik anlayışıyla yakından ilişkilidir. Cezayir'in Ağustos 2021'de Fas ile diplomatik ilişkileri kesme kararı alması, bu dinamiğin tezahürüdür. Sömürgecilik deneyimi ve komşu devletlerin parçalanması sonrası Cezayir'in ulusal güvenliğini tehdit edebileceği inancı, ülkenin stratejik kültürünü derinden etkiliyor.
Bununla birlikte, özellikle Fas’ın İsrail ile gelişen ilişkileri bağlamında Abu Dabi ile Rabat arasındaki yakınlaşma, Cezayir’in batı, doğu ve güneyindeki güvenlik alanında daha geniş çaplı stratejik hizalanmanın ortaya çıktığına dair algısını pekiştirdi. Dolayısıyla Cezayir açısından asıl endişe kaynağı bizzat BAE'den ziyade insani yardım, istikrar ve kalkınma diplomasisi bakımından hayati önemde gördüğü bir alt bölgede Cezayir'in stratejik hedeflerinin sekteye uğramasıdır. Bir diğer endişe ise bölgede yıkıcı ve istikrar bozucu etkiler yaratma potansiyeline sahip bir aktör ve politika ağının ortaya çıkmasıdır.
BAE, bölgesel düzeyde çok daha müdahaleci bir tutum benimsedi. Abu Dabi, Libya'daki çatışmalar sırasında Halife Hafter ve Libya Ulusal Ordusu'nun başlıca destekçilerinden biri haline geldi. BAE, Sudan'da ülkeyi sarsan iç savaş sırasında Hızlı Destek Kuvvetlerini (HDK) desteklediği yönündeki iddialarla defalarca karşı karşıya kaldı. Abu Dabi ise HDK'ye askeri destek sağladığına dair iddiaları reddetti.