Duran, bu yıl "Cesur ol iz bırak" sloganıyla düzenlenen "TRT 17. Uluslararası Belgesel Ödülleri" töreninde yaptığı konuşmada, organizasyonun, belgeselciliğin evrensel diline katkı sunan önemli bir platform olarak yolculuğunu bu yıl da yoğun ilgiyle sürdürdüğünü söyledi.
Organizasyonun geride bıraktığı 17 yıllık süreçte belgesel alanında referans noktasına ve uluslararası ölçekte itibarlı markaya dönüştüğünü belirten Duran, "Nitekim yalnızca bu yıl 109 ülkeden farklı kategorilerde 1409 başvurunun yapılmış olması, bu güçlü teveccühün en somut göstergesidir. Bizi ayrıca memnun eden ve geleceğe dair umutlarımızı tazeleyen bir husus ise bu başvuruların 107'sinin genç yeteneklerimize ait olmasıdır." diye konuştu.
Duran, iletişim ve estetiğin ortak bir anlam ve temsil zemininde buluştuğu bu ilginin, Türkiye'nin uluslararası alanda kültür, sanat ve medya sektöründe farklı seslere kapsayıcı platform sunma kapasitesini de yansıttığını dile getirdi.
Belgeselcilik ve belgesellerin, estetik bir temsil biçimi olmanın ötesinde, toplumların kolektif hafızasını koruyan tarihi vesikalar olduğuna işaret eden Duran, şöyle konuştu:
"Günümüzde krizler, savaşlar, trajediler sıradanlaştırılmaya çalışılıyor. Böyle bir dünyada belgeseller, dilsiz bırakılan coğrafyaların, milletlerin, mağdur ve mazlumların sesi olmalıdır. Bir belgeselcinin vizörü, adaletsizlikleri, asimetrik güç ilişkilerini, modern sömürü düzenini ifşa eden ve muhtemel doğal felaketlere ayna tutan bir imkandır. Şartlar ne olursa olsun, endüstriyel kaygıların, güç mücadelelerinin ve menfaat ilişkilerinin çarpıtmaya çalıştığı gerçekleri gözler önüne seren bir direniş biçimidir. Belgeseller, bizleri hapsolduğumuz konfor alanlarımızdan çıkmaya davet ederken, Susan Sontag'ın işaret ettiği gibi, 'başkasının acısına bakmak' masum bir seyir değil, vicdanı sınayan a
Duran, gerçekleri olduğu gibi anlatmanın cesaret gerektirdiği bir dönemde organizasyonun bu yılki sloganı "Cesur ol, iz bırak"ın anlamlı olduğunu belirtti.
Duran, tarihin önemli dönemlerinde iz bırakma kaygısı gütmeksizin hayatlarını feda eden ancak geride kutsal izler bırakan insanların var olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:
"Yaklaşık 10 yıl önce, 15 Temmuz 2016 gecesinde milletin geleceği, demokrasi ve iradesine sahip çıkmak için sokaklara, meydanlara dökülen ve hayatlarını feda eden 253 şehidimizin derdi iz bırakmak değildi. Ama öylesine bir iz bıraktılar ki biz onları hala ve bundan sonra ebediyen rahmetle, şükranla anacağız. Elbette başka bir örnek, Filistin'de İsrail zulmü altında hayatlarını kaybeden Filistinli çocukların Gazze'de mücadele ortaya koyan, hakikat için hayatını feda eden gazetecilerin, kadınların, erkeklerin hayatıydı. İşte böylesine cesur yaşayanların ne yaşadıklarını anlatmak için belgeselcilerin izlerini göstereceği cesaret çok fazla sayılmaz. Dolayısıyla buna sahip çıkmak, belgeselcilerin
Yaşananların yeni yapıtlarla tarihe kazınmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Duran, 17. yılında Uluslararası Belgesel Ödülleri'nin hem 15 Temmuz'a hem de Filistin meselesine odaklanmış olmasını insanlığın vicdanına seslenmesi bakımından anlamlı ve değerli bulduğunu söyledi.
Duran, dünyanın sarsıcı bir dönemden geçtiğini ve derin insani krizlerin eş zamanlı yaşandığını ifade ederek, geleneksel ve dijital medyanın da bu "içe çöküşten" nasibini aldığını dile getirdi.