Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Avrupa'daki en büyük otomobil üreticilerinin Avrupa Birliği (AB) kurumlarına gönderdiği "Made in Europe" hakkındaki ortak mektuba ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Volkswagen, Stellantis ve Renault gibi önemli otomotiv şirketlerinin Avrupa Parlamentosu (AP) üyelerine gönderdikleri mektupta, mevcut haliyle bir otomobilin "Made in Europe" niteliği kazanabilmesi için ürün değerinin en az yüzde 85'inin AB üyesi ülkelerde yaratılmasını öngören şartın yüzde 70'e düşürülmesinin önerildiğini aktaran Yalçındağ, "Meselenin Türk otomotiv sektörü açısından önemi oldukça büyük. Çünkü otomotiv sektöründe yaratılan değerin ve tedarik zincirlerinin Türkiye ayağında gerçekleşen üretim, mektupta yer alan öneri gerçekleşse bile yüzde 30'luk dilimde kalmış olacak." diye konuştu.
Yalçındağ, bu yaklaşımın taraflara zarar verebileceğine işaret ederek, "Bu yaklaşım, Avrupalı ve Türk şirketler arasındaki iş planlarının sekteye uğraması veya üretim kapasitesinin azaltılması riskini gündeme getiriyor. Mevcut kapasite etkilenmese bile otomotiv sektöründeki işbirliği imkanlarına sırt çevirmek anlamına geliyor." ifadelerini kullandı.
Ticari araçlarda elektrifikasyon dönüşümünün 2030 sonrasında hızlanmasının öngörüldüğünü anımsatan Yalçındağ, şöyle devam etti:
"Bugün Avrupa'da yollarda gördüğünüz otobüslerin yüzde 50'si Türkiye'de üretiliyor. Bir kısmı da üretimlerinin tamamını ülkemizde yapan Türk şirketleri tarafından üretiliyor. Şunu çok net ifade etmemiz gerekir; Türkiye, Gümrük Birliği yoluyla Avrupa'nın tedarik ve değer zincirlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Gerek AB kökenli firmaların ülkemizdeki mevcut yatırımları gerek Avrupa'ya tedarik sağlayan Türk firmalarımız gerekse gelecekteki potansiyel yatırımlar göz önünde bulundurularak, Türkiye'de üretilen ürünlerin her zaman herhangi bir engele, orana veya bariyere takılmadan Avrupa ekosistemi içinde sayılmasını destekliyoruz."
Yalçındağ, Gümrük Birliği sayesinde 30 yıldır Avrupa'nın tedarik ve değer zincirlerinde önemli bir konuma sahip olan Türkiye'nin üçüncü ülke olarak tanımlanmasının ve yüzde 30'luk dilim içinde değerlendirilmesinin yalnızca Türk özel sektörü açısından değil, Avrupalı şirketler ve AB ekonomisi açısından da kapsamın ve vizyonun daraltılması anlamına geleceğini vurguladı.
"Made in Europe" yaklaşımının Türkiye'yi de kapsaması durumunda daha düşük maliyetli ve nitelikli üretim üslerinin korunabileceğini, kapasitelerin artırılabileceğini ve bunun herkesin yararına olacağını vurgulayan Yalçındağ, şunları kaydetti:
"Türkiye ile Avrupa arasında yalnızca otomotiv sektöründe değil enerji, savunma, tedarik zincirleri, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm başlıklarında hem mevcut hem de yüksek potansiyel taşıyan önemli işbirliği fırsatları bulunuyor. Bu sebeple, zaten ilerleme kaydedilen alanlarda geriye gidişe yol açacak adımları tartışmak ve bunlara itiraz etmek yerine mevcut kazanımları korumamız ve daha ileriye taşımamız gerekiyor. AB'nin ülkemizi dışarıda bırakmaya yönelik her türlü alternatif önerisine sıcak bakmayacağımızı belirtmek isterim. DEİK olarak bu doğrultuda AB ülkeleri nezdinde her platformda mesajlarımızı vermeye ve lobi faaliyetlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz."
Avrupa'nın önde gelen otomobil üreticileri Volkswagen, Renault ve Stellantis, AB'ye otomotiv sanayisinin rekabet gücünü artırmak amacıyla "Made in Europe" kriterleri getirilmesi çağrısında bulundu.
AB araç üretiminin yüzde 60'ından fazlasını temsil eden üç şirketin AP üyeleri ve AB kurumlarına ilettikleri ortak pozisyon mektubunda, Avrupa otomotiv sanayisinin küresel rekabet baskısı altında olduğu ve üretimin Avrupa'da korunması için yeni teşvik mekanizmalarına ihtiyaç duyulduğu belirtildi.