Dijital dünyanın insanı evin içine hapseden zincirleri, ekran bağımlılığı ve dijital esaret kavramı, günümüzün en büyük sosyal meselelerinden biri haline geldi. Günümüzün en yaygın çelişkilerinden biri; tüm dünyayla ve sınırsız bilgiyle anında bağlantıda olmamıza rağmen, en yakınımızdaki gerçeklikten ve kendimizden kopmuş olmamız. Örneğin eskiden eve sokulamayan çocuklar, bugün değil evden akıllı telefonların, tabletlerin ve oyun konsollarının hapsettiği odalarından bile dışarı çıkarılamıyor. Bu durum, teknolojiyi hayatımızı kolaylaştıran bir araç olmaktan çıkarıp irademizi esir alan dijital bir esarete dönüştürdü.
Temsili fotoğraf
Sosyal medya algoritmaları ve mobil oyunlar, beyindeki ödül mekânizmasını sürekli tetikleyecek şekilde tasarlanıyor. Bu durum da sonuna kadar dijital esarete kapı aralıyor. Kişilerin sürekli çevrimiçi olma, akışta ne olup bittiğini kaçırmama baskısını hissetmesi, dijital esaretten kurtulmayı yüksek seviyede engelliyor.
Gökhan Aksu - Birol Güven
İşte tam da bu noktada sinemacılar devreye girerek dijital esaretin çözümünün kendilerinde olduğunu dile getirdi. Atlas Sineması'nda gerçekleştirilen GNÇ Türkiye Sinema Festivali'nin lansmanı, bu hayati meseleye ve sinema kültürünün geleceğine ışık tuttu. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Sinema Genel Müdürlüğü'nün destekleriyle, Turkcell'in ana sponsorluğunda Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği (SİSAY) tarafından düzenlenen festivalde dijital esaretten kurtulmanın yollarından birinin sinema salonları olduğunun altı çizildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Birol Güven'in lansmanda bulunduğu değerlendirmeler, bir hayli çarpıcı ifadelerle doluydu.
Sinema Genel Müdürü Birol Güven, duygu ve görüşlerini şöyle dile getirdi: Giyinip hatta süslenip evden çıkıp başta bir lokasyona giderek bilet alıp büyük beyaz bir perde önünde karanlıkta, telefonları kapatarak yüksek bir ses tasarımıyla, diğer insanlarla birlikte film seyretmek sanatsal bir etkinliktir. Dijital çağ bizi eve hapsetmek istiyor. Evden çıkmayın diyor. Canınız pizza mı istedi biz eve getiririz, canınız kahve mi istedi biz eve getiririz, lahmacun mu istedi eve söyleyin. Yeter ki siz evden çıkmayın. Bunun adı dijital bir esaret.
Eskiden anne babalar çocuklarını eve sokmaya çalışırdı şimdi anne babalar çocuklarını evden hatta odalarından dışarı çıkarmaya çalışıyor. İyi de çıkınca nereye gidecek bu çocuklar. Sosyal medya kullanımı kısıtlanan çocuklara, bir de "Sosyal medyayı kullanma ama evde otur" deniyor, eee ne yapacak bu çocuklar. İşte biz onları anne babalarıyla birlikte sinemaya davet ediyoruz. Evde seyrettikleri şeye sinema demiyoruz. Evde film seyretmek evde lahmacun yemek gibidir. Karnınız doyar mı doyar ama tadını alamazsınız, filmler de öyledir. Evde seyrettiğiniz filmin tadını alamazsınız. Evde ne film seyredilir ne de lahmacun yenir. Ülkemiz bir sinema ülkesidir. 100 yılı aşkın bir süredir insanlar bilet
Lansmanda son dönemde sıkça dile getirilen "Sinema biletleri pahalı" algısına da net bir açıklık getirildi.
Sinema Genel Müdürü Birol Güven, bu konuda ise şöyle yorumda bulundu; "Türkiye’de sinema bileti kahveden ucuz. Neden pahalı diyorlar, şöyle bir matematik var. Filmden önce bir yemek yemeyelim mi, yemeyin. Çocuğun karnını doyurun evde öyle gelin sinemaya. Film seyrederken mısır, yemeyelim mi yemeyin, kahve içmeyelim mi içmeyin. Otopark parası var, otobüsle gelin, yürüyerek gelin. Sinema böyle bir şey değil. Bunlar bir tercih, yapmak istiyorsanız yapın ama şart değil bu. Eğer biz her filme böyle önünde yemekler yenilen içilen arkasında da yenilen içilen bir etkinlik olarak bakarsanız çok film seyredemezsiniz. Bu bakış açısı sizin daha az film seyretmenize neden olur. Bakın bu hafta sonu biletl