Doğayla insanı buluşturan anlatımıyla Türk edebiyatında kendine özgü bir yer edinen Kabaağaçlı, 17 Nisan 1890'da Girit'te dünyaya geldi.
Roman, hikaye ve denemelerinin yanı sıra çizerlik ve gazetecilik de yapan Kabaağaçlı, babası Mehmed Şakir Paşa'nın görevleri nedeniyle çocukluğunu Atina ve Büyükada'da geçirdi.
Yazar, Robert Koleji'nde öğrenim gördüğü yıllarda edebiyata ilgi duymaya başladı. Daha sonra İngiltere'ye giderek Oxford Üniversitesinde Yakın Çağ tarihi eğitimi aldı.
Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yazan, karikatürler çizen ve kapak tasarımları hazırlayan Kabaağaçlı'nın hayatındaki dönüm noktalarından biri, 1925'te yayımlanan bir yazısı nedeniyle İstiklal Mahkemesi tarafından Bodrum'a kalebentlik cezasına çarptırılması oldu.
Askerlikten soğutucu propaganda yaptığı gerekçesiyle üç yıl Bodrum'da kalmaya mahkum edilen yazar, burada geçirdiği süre boyunca bölgenin doğasına, denizine ve insanlarına yakınlık duydu. Cezasının bir bölümünü tamamladıktan sonra İstanbul'a dönen Kabaağaçlı, 1928'de kendi isteğiyle yeniden Bodrum'a yerleşti.
Bodrum'un antik dönemdeki adı Halikarnassos'tan hareketle "Halikarnas Balıkçısı" takma adını kullanan yazar, edebi kimliğini de büyük ölçüde bu coğrafyada şekillendirdi.
Kabaağaçlı'nın eserlerinde deniz, yalnızca bir manzara unsuru olarak değil, insanın yaşamını ve dünyayla ilişkisini belirleyen temel bir unsur olarak yer aldı. Balıkçılar, sünger avcıları, denizciler, balıklar, kuşlar ve Ege kıyılarındaki yaşam, hikaye ve romanlarının başlıca konuları arasında bulundu.
Yazar, doğrudan gözlemlediği çevreyi canlı betimlemelerle anlatırken insanı doğadan ayrı düşünmeyen bir yaklaşım benimsedi ve Ege'nin gündelik yaşamını edebiyat aracılığıyla geniş okur kitlelerine tanıtan isimlerden biri oldu.
İlk önemli hikaye kitaplarından "Ege Kıyılarından" 1939'da yayımlandı. "Merhaba Akdeniz", "Ege'nin Dibi", "Yaşasın Deniz" ve "Gülen Ada" adlı kitaplarıyla deniz merkezli edebiyatını geliştiren yazar, romanlarında da denizcilik tarihine ve deniz insanlarının yaşamlarına yöneldi.
Usta kalem, "Aganta Burina Burinata" adlı romanında denize duyulan tutkuyu ve özgürlük arayışını işledi, "Uluç Reis" ve "Turgut Reis" eserlerinde Türk denizcilik tarihinden kişileri edebiyatın imkanlarıyla ele aldı. "Deniz Gurbetçileri"nde ise denizle iç içe yaşayan insanların dünyasını anlattı.