ABD ile İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik başlattığı saldırıların ardından Hürmüz Boğazı üzerinden gemi geçişleri sekteye uğradı. Dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu kritik noktada yaşanan aksama, belirsizlikleri artırarak enerji güvenliği risklerini daha görünür hale getirdi.
Bu süreçte, enerji güvenliğinde yalnızca kaynak çeşitliliğinin değil, tedarik zincirlerinin sürekliliği ve sistem dayanıklılığının da belirleyici olduğu açıkça görüldü. Enerji depolama sistemleri ise arz şoklarına karşı elektrik sistemlerinin esnekliğini artıran ve şebeke istikrarını destekleyen kritik bir altyapı unsuru olarak öne çıktı.
Dünyada yenilenebilir enerji yatırımlarının artmasıyla üretimin daha değişken olması, arz-talep dengesinin yönetimini daha önemli hale getirirken, batarya depolama sistemleri bu dengenin sağlanmasında kilit rol oynuyor. Düşük talep dönemlerinde üretilen elektriğin depolanması ve ihtiyaç anında sisteme verilmesi, enerji güvenliği ile dönüşümün sürdürülebilirliğini destekliyor.
Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, küresel batarya depolama kapasitesi 2023'e kıyasla 14 kat artarak 2030'da 1200 gigavata ulaşacak. Yatırımlarda ise yüzde 400 artış bekleniyor.
Türkiye, bu alanda ortaya koyduğu kapsamlı planla dikkati çekiyor. Londra merkezli düşünce kuruluşu Ember'e göre, Türkiye, üretimde payı artan rüzgar ve güneş enerjisini destekleyerek şebeke güvenliğini artıracak batarya projelerinde Avrupa'da öne çıkıyor. Türkiye, bugüne kadar mevcut güneş ile rüzgar kapasitesinin yüzde 83'üne denk gelen 33 gigavatlık proje kapasitesi tahsis etti.
Enerji Depolama Sistemleri Derneği (EDSİS) Yönetim Kurulu Başkanı Can Tutaşı, AA muhabirine, jeopolitik gelişmelerin etkisiyle enerji arz güvenliği konusunun yeniden ülkelerin öncelikli gündem maddeleri arasına girdiğini söyledi.
Tutaşı, dışa bağımlılığı azaltarak arz şoklarına karşı direnç sağlayan yenilenebilir enerjinin ülkelerin enerji güvenliği stratejilerinde kritik rol üstlendiğini, ancak bu kaynakların üretiminin doğası gereği değişken olduğunu ifade etti.
Enerji arzında sürekliliğin önemine işaret eden Tutaşı, yenilenebilir enerjiye entegre edilen batarya depolama sistemleriyle elektriğin depolanabildiğini ve ihtiyaç halinde yeniden şebekeye verildiğini, bu sayede enerji arz güvenliğinin güçlendiğini dile getirdi.
Tutaşı, son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmelerin sektörün stratejik önemini daha görünür hale getirdiğini, piyasa tepkilerinin de bunu ortaya koyduğunu belirterek, "ABD/İsrail ile İran arasındaki gerilimin başlamasının ardından Çinli büyük batarya üreticilerinin piyasa değerlerinde yaklaşık yüzde 20'lik bir artış yaşandı. Bu artış yaklaşık 70 milyar dolarlık bir değere karşılık geliyor. Çok kısa sürede gerçekleşen bu yükseliş, enerji arz güvenliğinin yeniden ön plana çıktığı bir dönemde batarya teknolojilerinin ne kadar stratejik hale geldiğini gösteriyor." diye konuştu.
Sürecin şu ana kadar batarya tedarik zinciri üzerinde büyük bir etkisi olmadığını aktaran Tutaşı, "Tedarik zincirinde şu an için tıkanıklık yok, ancak ilerleyen dönemlerde yaşanmayacağı anlamına gelmiyor." ifadesini kullandı.