Lynk, İsrail'in Gazze'de Ekim 2023'te başlattığı soykırım 1000. gününe girmesine ilişkin AA muhabirine yaptığı değerlendirmede insani ve siyasi boyutlara dikkati çekerek, bölgedeki hesap sorulmazlığın Lübnan, Katar ve İran'a kadar uzandığını dile getirdi.
Gazze'de yaşananları "ikinci bir Nekbe ya da Nekbe'nin devamı" olarak nitelendiren Lynk, Filistin Sağlık Bakanlığının derlediği verilere göre 72 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğine, bu rakamın bile "fazlasıyla ihtiyatlı" olduğuna ve gerçek rakamın çok daha büyük olabileceğine dikkati çekti.
Sivil altyapının tamamen yerle bir edilişini "Gazze'yi yaşanmaz kılmak üzere tasarlanmış" bir yıkım olarak tanımlayan Lynk, İsrail'in Filistin Devleti'ni reddetmenin ötesine geçerek artık "Filistinlilerin kendi vatanlarında yaşama hakkını dahi reddetmeye" başladığını söyledi.
Lynk, bu tablonun İsrail siyasi düzeninde giderek belirginleşen faşizan eğilimlerin yükselişiyle "el ele" ilerlediğini belirterek, Filistinlilerin sürülmesini savunan isimlerin Başbakan, Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı, Maliye Bakanı ve Ulusal Güvenlik Bakanı dahil İsrail hükümetinin kilit karar alma pozisyonlarında yer aldığını ifade etti.
Batılı ülkelerin İsrail'i eleştirse dahi bunu anlamsız açıklamalar ya da sınırlı sayıda bakana yönelik cılız yaptırımlarla sınırlı tuttuğuna işaret eden Lynk, bunun, İsrail'in Filistinlilerin büyük bölümünü topraklarından koparma hedefini durdurmaya yetmediğinin altını çizdi.
Gazze'deki soykırımı sona erdirebilme gücü olanların bunu yapmadığını vurgulayan Lynk, "Bu, Küresel Kuzey'in siyasi liderliği arasında açık bir tercihtir." dedi.
İsrail'in küresel ticaretinin yaklaşık yüzde 70'ini Avrupa ve ABD ile gerçekleştirdiğini hatırlatan Lynk, İsrail'in siyasi destek ve diplomatik ilişkiler bakımından da bu ülkelere büyük ölçüde bağımlı olduğunu söyledi.
Bu bağımlılığa rağmen Avrupa ve ABD'nin, İsrail'in neredeyse üç yıldır ciddi bir bedel ödemeden soykırımı sürdürmesine imkan tanıdığını belirten Lynk, bu dönemin Batı'nın Orta Doğu, İsrail ve Filistin'e yönelik diplomasisi açısından "karanlık bir bölüm olarak hatırlanacağını" dile getirdi.
Hesap sorulmazlığın soykırımı Filistinlilerle sınırlı bırakmadığını, Katar ve Lübnan'daki Hamas liderlerinin hedef alınmasından, Lübnan'ın güneyinin yarısının işgaline ve İran'a uzanan bir tabloya yol açtığını anlatan Lynk, "Eğer uluslararası hukuka ve BM kararlarına uygun kararlı bir tepki gösterilseydi, İsrail Gazze'deki saldırılarını birkaç hafta içinde durdurmak zorunda kalırdı." diye konuştu.
Lübnan'ın güneyinde 1 milyondan fazla kişinin yaşadığı köy ve yerleşimlerin İsrail tarafından bilinçli biçimde boşaltılıp yıkıldığını aktaran Lynk, ABD'nin gözetiminde imzalanan anlaşmayı "Lübnan'a dayatılan bir Versay ya da Vichy Antlaşması" olarak nitelendirdi.