GÜNCEL

Filistin Toprak Günü'nün 50. yılında İsrail'in Filistinsizleştirme stratejisi nasıl devam ediyor?

Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Rakipoğlu, Toprak Günü'nün 50. yıl dönümünde bölgedeki işga

Mardin
Filistin Toprak Günü'nün 50. yılında İsrail'in Filistinsizleştirme stratejisi nasıl devam ediyor?

Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Rakipoğlu, Toprak Günü'nün 50. yıl dönümünde bölgedeki işgal ve ilhakın boyutlarını AA Analiz için kaleme aldı.

***

30 Mart 1976’da Celile’de 6 Filistinlinin İsrail işgal güçleri tarafından öldürülmesiyle başlayan Toprak Günü, ilk etapta belirli bir toprak müsaderesine karşı yerel bir tepki niteliği taşırken zaman içinde Filistin davasının yapısal dinamiklerini yansıtan tarihsel bir eşik haline gelmiştir. Toprak Günü bugün, yalnızca bir anma pratiği değil, kolonyal yerleşimciliğe, demografik mühendisliğe ve mekansal dışlamaya karşı süreklilik arz eden bir direniş rejiminin simgesidir.

2023 sonrası Filistin sahası, klasik işgal dinamiklerinin ötesine geçen çok katmanlı ve eş zamanlı işleyen bir baskı rejimi altında şekillenmektedir. Bu rejim, üç temel coğrafi hat üzerinden okunabilir: Gazze, Batı Şeria ve Lübnan sınırı.

Gazze’de derinleşen insani kriz, bu çok cepheli yapının merkezinde yer alıyor. Aksa Tufanı sonrası İsrail tarafından gerçekleştirilen soykırım nedeniyle ortaya çıkan kitlesel ölümler, zorunlu yerinden edilme ve altyapının sistematik yıkımıyla birlikte Gazze’yi yalnızca bir savaş alanına değil, aynı zamanda yaşamsal sürdürülebilirliğin askıya alındığı bir mekâna dönüştürmüştür. Özellikle Refah sınır kapısındaki kısıtlamalar, insani yardım akışını ciddi biçimde sınırlandırarak iki milyonu aşkın insanı dış dünyadan izole edilmiş bir kuşatmaya mahkûm etmektedir. Bu durum, Gazze’yi fiilen bir “yaşayan kriz alanı”na dönüştürmektedir. Ancak bu kriz, uluslararası sistemde eşzamanlı olarak yaşanan di

Batı Şeria’da ise farklı araçlarla yürütülen ancak benzer sonuçlar üreten bir süreç söz konusudur. Burada askeri yıkımın yerini daha çok parçalı egemenlik, toprak müsaderesi ve yerleşimci terörü almaktadır. Son dönemde hız kazanan arazi ilhakları, yalnızca fiili kontrolün değil, aynı zamanda hukuki egemenliğin de yeniden tanımlanmak istendiğini göstermektedir. Bu noktada Knesset’in son zamanlarda aldığı kararlar ve yürürlüğe koyduğu düzenlemeler kritik bir kırılmayı işaret etmektedir. Batı Şeria’nın tamamının İsrail toprağı olarak tanımlanmasına yönelik politikalar, işgalin geçici bir güvenlik pratiği olmaktan çıkarılıp kalıcı bir hale dönüştürülmek istendiğini ortaya koymaktadır. Bu çerçeve

Buna paralel olarak artan yerleşimci şiddeti, devletin gayriresmi fakat işlevsel bir uzantısı olarak çalışmaktadır. “Yerleşimci terörü” olarak tanımlanan bu pratikler, tarım arazilerine erişimin engellenmesi, zeytinliklerin yok edilmesi ve Filistinli sivillere yönelik sistematik saldırılar yoluyla gündelik hayatı doğrudan hedef almaktadır. Bu durum, Batı Şeria’da yaşam koşullarını yalnızca ekonomik olarak değil, aynı zamanda güvenlik ve varoluş düzleminde de sürdürülemez hale getirmektedir.

Lübnan hattında yükselen gerilim ise bu iki alanı tamamlayan üçüncü bir baskı ekseni oluşturmaktadır. Bu hat, doğrudan Filistin topraklarında yaşananlar açısından temel belirleyici olmasa da İsrail saldırganlığının yayılma potansiyelinin bir başka göstergesi olması açısından önemli. Birçok cephede tezahür eden ve durdurulmayan İsrail yayılmacılığı karşısında Filistin davası, daha geniş bir bölgesel güvenlik denklemine eklemlenerek özgül ağırlığını kısmen yitirmektedir. Bu üç hattın birlikte okunmasından hareketle, Filistin sahasında ortaya çıkan yapısal tablo netleşmektedir, eş zamanlı kuşatma, mekansal parçalanma ve uluslararası görünmezleşme.

Ortaya çıkan bu çok cepheli baskı rejimi, rastlantısal ya da dağınık politikaların sonucu değildir. Aksine, giderek daha açık hale gelen stratejik bir yönelime işaret etmektedir: Filistin’in Filistinsizleştirilmesi. 1976’da Celile’de başlayan toprak müsaderesi politikaları, uzun yıllar boyunca “güvenlik” söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Ancak mevcut aşamada bu söylemin yerini giderek daha açık bir ilhak ve egemenlik söylemi almaktadır. Knesset düzeyinde tartışılan düzenlemeler, Batı Şeria’nın statüsünü kalıcı biçimde değiştirmeyi hedeflemekte, böylece işgal hukuki olarak normalleştirilmektedir. Bu dönüşüm, iki paralel mekanizma üzerinden ilerlemektedir. Birincisi, yerleşimlerin ge

Kalici baglanti: https://www.ajansonline.com.tr/haber/filistin-toprak-gununun-50-yilinda-israilin-filistinsizlestirme-stratejisi-nasil-devam-ediyor

AJANS ONLİNE

HABER PORTALI