Fransa ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında imzalanan SOFA Anlaşması tartışmaları da beraberinde getirdi. Anlaşma temel olarak Fransız askerlerinin Kıbrıs’ın güneyinde konuşlanması, askeri üslere erişebilmesi, bazı alanlarda altyapı hakkı ve teknoloji paylaşımı gibi unsurları içeriyor.
Türkiye ise Ada’da ‘garantörlük’ sıfatı olmayan Fransa’nın bu adımını ‘hassas dengeleri tek taraflı değiştirmeye çalışan hukuka aykırı bir hamle’ olarak yorumladığını duyurdu.
Elbette Fransa’nın bir anda Ege ve Doğu Akdeniz’de görünür olmaya çalışması tesadüf değil… Çok uzun yıllardır etki alanındaki yerleri bir bir terk etmek zorunda kalan Paris yönetimi bir şekilde daha farklı cephelerde ‘tutunmaya’ çalışıyor.
Gelinen noktada Fransa; Afrika ülkelerinde nüfuzunu kaybeden, Libya’da etki üretemeyen, Suriye ile Lübnan’ın bugününde ve yakın geleceğinde söz sahibi olamayacağı netleşen, Ermenistan’daki planları çöken bir ülke konumunda.
Bahsettiğimiz tüm bu coğrafyalarda yaşanan tek şey Fransa’nın etkisinin kırılması değil. Neredeyse tamamında Türkiye’nin giderek artan gücü de madalyonun diğer yüzü.
Dış Politika Analisti Hüsamettin Aslan, süreci yakından takip eden isimlerden. Fransa ile Türkiye’nin rekabetinin temelinde siyasi ya da askeri değil ‘ekonomik’ olduğunu söylüyor.
Fransa’nın enerji alanında faaliyet gösteren küresel firmalarının Doğu Akdeniz’deki pastadan geri kalmak istemediğinin altını çiziyor Aslan. “Askeri olarak görünmek istemelerinin sebebi ekonomik varlıklarını koruyabilmek.” diyor.
Aslan, Ankara’nın bu hatta Fransa, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs bloğuyla mücadele ettiğine değiniyor. Suriye’de, Libya’da, Lübnan’da dengelerin sil baştan kurulduğunu belirtiyor. Türkiye’nin Suriye’deki askeri operasyonlarının, Libya’daki varlığının, Lübnan’daki pozisyonunun Paris’i zora soktuğunu vurguluyor.
Aynı şekilde Afrika ülkelerinde de Fransa etkisinin azaldığını, oluşan boşluğu Türkiye, Rusya ve Çin’in doldurduğunu söylüyor. “Ruslar askeri unsurlarla oralarda. Çin ekonomik gücüyle adımlar atıyor. Türkiye ise tarihsel arka planını kullanarak sosyal politika ve kalkınma hamleleriyle etki üretiyor.” görüşünü paylaşıyor.
Hüsamettin Aslan, bu noktada önemli bir parantez açıyor. Fransa’nın uzak jeopolitik coğrafyalara güç aktarımı yapabilecek pozisyonda olmadığını kaydediyor ve sözlerini şöyle tamamlıyor: