Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhammed Hüseyin Mercan, Gazze’de ateşkesin ikinci aşamasına geçişin önündeki engelleri ve Netanyahu hükümetinin bölge stratejisini AA Analiz için kaleme aldı.
***
ABD Başkanı Donald Trump’ın sunduğu plan çerçevesinde tarafların mutabakata varmasıyla 19 Ocak’ta yürürlüğe giren Gazze’deki ateşkesin uygulanmasıyla ilgili sorunlar hâlâ devam etmektedir. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu liderliğindeki siyonist kabinenin pozisyonunu değiştirmemesi ve Beyaz Saray tarafından iletilen mesajlara rağmen ateşkes maddelerine uygun davranmamakta diretilmesi, sürecin daha karmaşık bir hale evrilmesine neden olmaktadır. Sahadaki krizin derinleştiği ve risklerin arttığı bir ortamda, Gazze’nin ve dolayısıyla Filistin’in geleceğini yakından ilgilendiren mezkûr ateşkesin sonraki aşamalarının hayata geçip geçmeyeceği hususu ise belirsizliğini korumaktadır.
İnsanlık tarihinin en büyük acılarından birinin yaşandığı Gazze’de soykırımı sonlandırmaya dair gerekli iradenin uluslararası toplum tarafından somut bir şekilde ortaya konulamaması, Tel Aviv’in teo-politik saiklerle yürüttüğü agresif yayılmacı stratejisini hızlandırmasına kapı araladı. Özellikle ABD’nin başını çektiği Batılı hükümetlerin açıktan ya da zımnen verdiği destek, işgal devletinin elitlerinin insani ve hukuki normları ayaklar altına alan saldırılarını pervasız bir şekilde sürdürmesini beraberinde getirdi. Gazze’nin altyapısının ve üstyapısının onarılması zor şekilde tahrip edildiği ve resmi kayıtlara göre dahi 70 binden fazla insanın katledildiği bu zaman diliminde kabul edilen at
Ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından işgal ordusunun mutabakat metninde belirlenen bölgelere çekilmesi gerekirken, Gazze’deki fiili kontrolün hâlâ yüzde 70’in üzerinde olması ve insani yardımların girişinin ciddi şekilde kısıtlanması, ateşkesin ikinci aşamasının ne zaman başlayacağı sorusunu her daim gündemde tutmaktadır. Hamas’ın süreçte izlediği yapıcı tutuma ve ateşkes metnine tam bağlılığını defaten vurgulamasına rağmen, siyonist yöneticilerin benzer bir mukabelede bulunmaması, Tel Aviv’in asıl niyetinin Gazze üzerindeki egemenlik iddiasını muhkem kılmaya çalıştığının göstergesidir. Hamas’ın adil bir süreç işletildiği takdirde silahları bırakacağını beyan ettiği ve Gazze’deki hükümeti
İşgal devletinin yöneticileri, kutsal metinlerine yaptıkları atıflarla bölgede yeni bir statüko oluşturmaya çalışmaktadır. Bu doğrultuda, Kudüs merkezli bir siyasal düzen anlatısı üzerine bina ettikleri istilacı mantıkla Filistin topraklarının yanı sıra Suriye ve Lübnan’da da benzer stratejiyi izleyen siyonist yönetim, tüm dünyanın gözü önünde Gazze’deki durumun değişmemesi için her türlü aracı kullanmaktadır. Trump tarafından sunulan ve geçiş sürecinin ana çerçevesini oluşturan 15 maddelik planın Netanyahu tarafından reddedildiğinin geçtiğimiz günlerde duyurulması, Tel Aviv’in Gazze’de ateşkesin ikinci aşamasına geçilmesini kati surette istemediğinin somut bir yansımasıydı. Hamas’ın tüm iyi
Uluslararası ilişkilerde dinin ve kutsala dair atıfların son yıllarda daha belirleyici bir hale gelmesi, Filistin topraklarında yürütülen teopolitik mücadelenin geleceğine dair yeni risk alanları oluşturmaktadır. Siyonist yönetimin Yahudi metinlerinden yola çıkarak bölgede mutlak bir hâkimiyet kurma çabası, Filistin topraklarında gerçek ve sürdürülebilir bir barışın imkânsızlığının aslında somut bir delilidir. Bundan dolayı, Tel Aviv’in isimlerden bağımsız olarak Filistin Devleti’nin varlığını tanıması ya da Doğu Kudüs üzerindeki egemenlik iddiasından vazgeçmesi mevcut koşullarda mümkün gözükmemektedir. Dini referanslarla istila ve genişleme stratejisini meşrulaştırmaya çalışan bir yönetim k