Nobel Barış Ödüllü insan hakları aktivisti ve gazeteci Tawakkol Karman, Gazze'deki çocukların içinde bulunduğu insanlık dramını AA Analiz için kaleme aldı
***
Tüm yasalardan önce, insanlığın çocuklara dair değerler, buyruklar ve ahlak üzerine kurulu uzun belleğinde sakladığı her şeyden önce, birincil ve apaçık bir hak vardır. Bir çocuğun yaşama hakkı. Bir çocuğun bombaların, patlamaların, göçün ve salt var olmanın getirdiği dehşete değil; normal, olağan bir hayata gözlerini açma hakkı. Bir çocuğun annesinin kucağında, ailesinin evinde, çocukluğun dinginliğiyle, masumiyetiyle ve hayata ilk bakışı yüreğinde henüz bozulmamış olarak uyuma hakkı. Her yıl 5 Nisan'da Filistin Çocukları Günü'ne gelindiğinde akla ilk gelen hak budur. Zira yaşam hakkının kendisi tehdit altındayken başka haklardan söz etmek, birer lüksten ibarettir.
Çocuk hakları üzerine söylenecek çok şey var ancak Filistinli çocuğun derdi bir hak yoksunluğundan ibaret değildir. Asıl problem, yaşamın anlamının bizzat çöküşüdür. Onların hayatı geçici ve istisnai bir acı hikayesi değil, korku, terör ve güvenliğin yitiminin süregelen bir trajedisidir. Yıllardır Gazze'de yürütülen ve zamanla Batı Şeria'ya da sıçrayan imha savaşıyla bu trajedi doruk noktasına ulaştı.
Bu çocuklar karşısında ne hissettiğimiz, insanlığımızın gerçek ölçüsüdür. Manşetlerin ömrü ya da ekranlarda bir an belirip kaybolan görüntüler değildir. Haberin belleği kısadır, yerini çabucak başka olaylara bırakır. Oysa acının belleği uzun ve derindir, akşam bültenlerinin ardı ardına gelen manşetleri silemez. Duyurulan her rakamın ardında, adı olan, sesi olan ve kendisiyle büyümesini bekleyen küçük bir hayali olan bir çocuk yatar.
Gazze'de savaş artık istisnai bir olay değil, bir yaşam biçimine dönüştü. Üstelik tek bir biçimi de yok. Bombardıman, yıkım, ev, mahalle ve kampların tahrip edilmesi, kuşatma, açlık, yerinden edilme ve evsizlik. Filistinli insanın içinde var olmak zorunda kaldığı ve bir çocuğun bilincinin şekillendiği bu ortamda çocuklar, dünyanın güvenli bir yer olmadığını öğrendi. Tavanın tepelerine çökebileceğini, duvarın annelerini ve ailelerini gömerek onları enkaz altında yaralı ve yapayalnız bırakabileceğini öğrendi. İmha savaşı, Filistin'in çocuklarının yüreğine geleceğe dair bir korku ekti, acımasız ve vahşi bir dünyada yarının ne getireceğini bilememekten doğan bir dehşet.
Evler yıkıldı, okullar yok oldu, Gazze'deki bütün bir hayat yerle bir edildi. Çocukluğa bir zamanlar doğal biçimini veren o hayat. Artık gece ile gündüz arasında, oyun ile korku arasında, hayal ile hayatta kalma arasında belirgin bir sınır kalmadı. Her şey bombaların sesi altında birbirine karıştı, yıkılmış kampların enkazının altına gömüldü.
Bu nasıl bir dünya ki bir çocuğa vaadettiği tek şey acı olsun? Savaş uçaklarına hedef olmak, babasız, annesiz, kendisine bakacak kimsesiz hayatın ortasında isimsiz bir kurban olarak kalmak. Savaş ne zamandan beri sivil mahallelere bomba yağdırmak, annelerin, çocukların canına kıymak demektir?
Yıkılmış evlerin enkazı altında, katlanılması imkansız olanı yaşamış çocuklar var. Babasızlık, annelerin yüreğini yakan acı ve dehşetle ölümün iç içe geçtiği anılar. Oysa bunlar, hayatı daha yeni tanımaya başlayan bir çocuğun zihnine asla yerleşmemesi gereken görüntüler.
Bu savaşla yıkıcı bir ifade de hayatımıza girdi "Ailesinden geriye kimse kalmamış yaralı çocuk." Bedeni hayatta ama dünyası yok olmuş. Artık masumiyetinin içinde ona adıyla seslenen bir yüz yok. Kollarını açan bir anne, başını okşayan bir baba, "her şey geçecek" diyen bir ses yok. Bir çocuk anne babasını kaybettiğinde sadece onları değil; sığınağını, dünyasını ve kendini tanıdığı o aynayı da kaybeder. Güven duygusunu, ait olmayı ve bu dünyada bir yerinin olduğunu hissettiren her şeyi yitirir.