İşgalci İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalar sürerken, Güney Lübnan'da ortaya çıkan tablo bölgenin geleceğine ilişkin yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor. ABD'nin ara buluculuğunda yürütülen ateşkes ve müzakere girişimlerine rağmen işgalci İsrail ordusu hem sınır hattında hem de bazı stratejik bölgelerdeki varlığını da artırıyor. Son haftalarda yaşanan gelişmeler, Tel Aviv yönetiminin Hizbullah tehdidini gerekçe göstererek geçici bir askeri operasyon yürüttüğü yönündeki söylemin ötesinde soruları gündeme taşıyor.
ABD ve işgalci İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın ardından bölgede yeni bir diplomatik süreç şekillenmeye başladı. Washington, İran ile yürütülen temasları ilerletmeye çalışırken, Lübnan dosyası da bu görüşmelerin önemli başlıklarından biri haline geldi. İran yönetimi, Lübnan'daki çatışmaların sona ermesini daha geniş kapsamlı bir anlaşmanın şartlarından biri olarak görürken, işgalci İsrail ise Hizbullah'ın tamamen etkisiz hale getirilmeden bölgeden çekilmeyeceği mesajını veriyor.
Nitekim son haftalarda yaşanan gelişmeler de bu ayrışmayı gözler önüne serdi. ABD destekli ateşkes girişimleri ve müzakereler sürerken, işgalci İsrail Güney Lübnan'daki operasyonlarını genişletti, yeni bölgeleri kontrol altına aldı ve Şakif Kalesi gibi sembolik öneme sahip noktaları ele geçirdi. Buna karşılık Hizbullah ve İran, İsrail'in Lübnan'dan çekilmesini herhangi bir kalıcı uzlaşmanın ön şartı olarak görüyor.
Bu nedenle bugün Güney Lübnan'da yaşanan tartışma yalnızca İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalarla sınırlı değil. Asıl soru, işgalci İsrail'in güvenlik gerekçesiyle yürüttüğünü söylediği askeri varlığın geçici olup olmadığı. Litani hattından Şakif Kalesi'ne uzanan son gelişmeler, Tel Aviv'in Güney Lübnan'da yeni bir fiili durum oluşturup oluşturmadığı sorusunu da beraberinde getiriyor.
Esasen Güney Lübnan'da bugün yaşananları anlamak için bölgenin yakın tarihine bakmak gerekiyor. Çünkü İsrail ile Hizbullah arasındaki mücadelenin merkezinde yer alan Litani Nehri, onlarca yıldır hem bir sınır hem de güvenlik, işgal ve direniş tartışmalarının odağında bulunuyor.
İsrail, 1978 ve 1982 yıllarında Lübnan'a yönelik geniş çaplı saldırılarında Litani hattını temel güvenlik sınırlarından biri olarak gördü. Özellikle 1982 işgalinin ardından Güney Lübnan'da oluşturulan ve yıllarca devam eden "güvenlik kuşağı", İsrail'in bölgedeki en önemli stratejik araçlarından biri haline geldi. Tel Aviv yönetimi bu uygulamayı sınır güvenliğiyle açıklarken, Lübnan tarafı ise bunu fiili işgal olarak değerlendirdi.
Bu nedenle bugün Litani Nehri'nin yeniden gündeme gelmesi, Lübnan'da geçmişe ilişkin hafızaları da canlandırıyor.
Son aylarda İsrailli yetkililerin yaptığı açıklamalar da bu tartışmaları güçlendirdi. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, ordunun Litani Nehri'ne kadar uzanan bölgede güvenlik düzenlemelerini sürdüreceğini ve Hizbullah'ın yeniden bu hatta yaklaşmasına izin verilmeyeceğini söyledi. İsrail tarafı bunu sınır güvenliğinin bir gereği olarak savunuyor.
Ancak Lübnan'da farklı bir soru öne çıkıyor: Eğer amaç yalnızca sınır güvenliğini sağlamaksa, neden bazı stratejik noktalar kalıcı şekilde kontrol altında tutuluyor?
Bu sorunun merkezinde ise Şakif Kalesi bulunuyor.