İsrail merkezli Haaretz gazetesinin araştırmasına göre, son üç yıldır adeta "işkence kamplarına" dönüşen cezaevlerindeki bu uygulamalar gizli yürütülmüyor; aksine soykırımcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in seçim kampanyasının merkezinde yer alan aleni bir devlet politikası olarak sürdürülüyor.
Haberde, İsrail Yüksek Mahkemesinin tutuklulara yeterli beslenme sağlanması ve Kızılhaç ziyaretlerinin yeniden başlatılması yönündeki kararlarına rağmen sahada hiçbir değişikliğin yaşanmadığı belirtildi.
Eylül ayı itibarıyla cezaevlerindeki 9 bin 329 Filistinlinin yalnızca yüzde 16'sının mahkemece tutuklandığı, kalanların hiçbir suçlama yöneltilmeyen "idari tutuklular, adli tutuklular ve uluslararası hukukun tanımadığı yasa dışı savaşçı" statüsündekilerden oluştuğu aktarıldı.
"Yasa dışı savaşçı" statüsünün; Gazzeliler, Suriyeliler ve Lübnanlıların savaş esiri ya da adli tutuklu haklarından mahrum bırakılarak cezaevinde tutulmasına zemin hazırladığı vurgulandı.
Nisan 2025 ile Temmuz 2026 tarihleri arasında Megiddo, Nafha, Ketziot, Ofer ve Filistinli kadınların tutulduğu Damon cezaevlerinden tahliye edilen işgal altındaki Batı Şerialı beş Filistinlinin tanıklıklarına yer verilen haberde, diğer bazı eski tutukluların ise misilleme korkusuyla konuşmaktan çekindiği kaydedildi.
Tanıklığına başvurulan beş kişinin tamamının açlık nedeniyle vücut ağırlıklarının yüzde 15 ila 50'sini kaybettiği, kemiklerini kıracak şekilde darbedildiği ve koğuşlarda yayılan uyuz salgınından etkilendiği aktarıldı.
Cezaevlerindeki ağır şiddet ve sistematik kötü muamelede ise İsrail Cezaevi Hizmetlerinin ilk müdahale gücü olan "Keter" adlı özel birimin öne çıktığı belirtildi. Haberde ayrıca, Gazze Şeridi'nden alıkonulan tutukluların durumunun çok daha ağır olduğu ifade edildi.
CNN ve Reuters gibi uluslararası kurumlarda çalışmış 59 yaşındaki Ceninli gazeteci Ali Semudi, 120 kilo girdiği cezaevinden bir yıl sonra 60 kilo kaybederek çıktığını söyledi.
Semudi, cezaevlerinin "yaşayanlar için mezarlığa" dönüştüğünü vurgulayarak, şunları aktardı:
"Ramazan'ın üçüncü gününde gardiyanlar ellerinde silahlarla koğuşumuzu bastı ve duşta çıplak haldeki esirlere plastik mermi sıktı. Verilen yemek bir kediye bile yetmezdi. Revire gitmek isteyenlere 'Gidin sizi Allah ya da Gazze iyileştirsin.' diyorlardı. Bir keresinde bayılıp kafamı çarptım; güvenlik görevlisi bana 'Kalk koğuşa dön, sana yeni kafa takamayız.' dedi. Hastalanan Luey Türkman isimli bir esir ise gözlerimizin önünde can verdi."