İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarıyla Hürmüz Boğazı'nda yükselen gerilim, sigorta sektörü için de risk faktörünün hesaplanmasıyla ilgili ciddi olumsuzluklar oluşturdu.
Hürmüz Boğazı'nda sigorta sektörünün tablosunu asıl değiştiren riskin öngörülebilir olmaktan çıkması olurken, fiziksel hasarın yanı sıra jeopolitik gerilim, misilleme ihtimali ve belirsizlik katsayısı da fiyatlama merkezine yerleşti.
Bu kapsamda savaş riskleri, ayrı ve sınırlı bir başlık olmaktan çıkarak ana risk değerlendirmesinin temel unsurlarından biri haline geldi.
Hürmüz Boğazı'ndaki çatışma durumunun sigorta sektörüne sahadaki yansıma ise daha çok teminat kapsamlarının daralması, savaş istisnalarının genişlemesi, muafiyetlerin yükselmesi ve mevcut poliçelerin daha yüksek primlerle yeniden yapılandırılması şeklinde ortaya çıkıyor.
Buna göre, özellikle yüksek jeopolitik risk taşıyan hatlarda standart teminatlarla ilerlemek giderek zorlaşırken, ek savaş riski koruması, buy-back klozları (geri alım garantisi) ve çok katmanlı sigorta yapıları daha fazla önem kazanıyor.
Risk ortamı ayrıca hasarın meydana gelmesinden çok olayın nasıl sınıflandırıldığı konusunu ön plana çıkarıyor.
Bir zararın sigorta hukuku açısından "warlike act" (savaş benzeri eylem) kapsamında değerlendirilmesi halinde standart poliçeler devre dışı kalabilirken, yalnızca varsa savaş riskleri teminatı işletilebiliyor.
Bu durum da sigorta sektörünün operasyonel açıdan çatışmanın niteliğini sınıflandıran başlıca aktörlerden biri haline geldiğine işaret ediyor.
IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği Üst Yöneticisi (CEO) Murat Çiftçi, Hürmüz Boğazı'nda ortaya çıkan durumun sigorta sektörüne yansımasıyla ilgili AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Çiftçi, yaşanan gelişmelerin sektör açısından klasik bir bölgesel risk artışının ötesine geçtiğini, buradaki asıl kırılmanın riskin öngörülebilir olmaktan çıkması olduğunu anlattı.