ABD-İsrail ve İran arasında 8 Nisan itibarıyla varılan ateşkes, bölgedeki gerilimi sona erdirmekten çok yeni bir sürecin kapısını aralamış gibi görünüyor. Pakistan’ın ara buluculuğunda sağlanan ateşkesin ardından cuma günü tarafların yeniden masaya oturması beklenirken, sahadaki gelişmeler bu sürecin hala kırılgan bir zeminde ilerlediğini ortaya koyuyor.
İşgalci İsrail’in Lübnan’ı ateşkes kapsamı dışında tuttuğunu açıklaması ve bölgeye yönelik saldırılarını sürdürmesi, çatışmanın farklı cephelerde devam ettiğini gösteriyor. Buna karşın İran da Hürmüz Boğazı’nın yeniden kapandığını duyurarak, Lübnan cephesinin de sürece dahil edilmesini şart koşuyor. Washington cephesinden gelen açıklamalar ise diplomatik sürecin eş zamanlı olarak baskı diliyle yürütüldüğünü ortaya koyuyor. ABD yönetimi, İran’ın boğazı açması gerektiğini vurgularken, aksi durumda daha sert sonuçların gündeme gelebileceği mesajını veriyor.
Bu tablo, tarafların yeni şartlar dayattığı ve pozisyonlarını yeniden dizayn ettiği bir ara dönem yaşandığını gösteriyor. Öte yandan ateşkes tartışması sürerken Hürmüz Boğazı’nın durumu da en çok konuşulanlar arasında. Zira, Hürmüz açılsa bile küresel sistemin ne ölçüde eski haline dönebileceği sorusuna yanıt vermek hala oldukça güç.
Hürmüz Boğazı, dünya enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olmayı sürdürüyor. Uluslararası enerji verilerine göre bu dar hat üzerinden günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol taşınıyor. Bu miktar, küresel petrol arzının yaklaşık beşte birine karşılık geliyor. Aynı şekilde günlük 250 bin ila 275 bin ton LNG sevkiyatıyla küresel gaz ticaretinin de önemli bir bölümü yine bu geçide bağlı.
Bu yoğunluk, Hürmüz’ü hem bölgesel bir geçiş noktası hem de küresel ekonomik sistemin kırılma hattı haline getiriyor. Asya ekonomilerinin enerji bağımlılığı düşünüldüğünde, boğazdaki her aksama küresel ticaret zincirini doğrudan etkiliyor.
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Aslan, bu tabloyu yalnızca hacim üzerinden değil kapasite üzerinden de okumak gerektiğine dikkat çekiyor. Normal koşullarda dahi sınırlı kapasiteyle çalışan boğazda, enerji taşımacılığına ayrılabilen gemi sayısının günlük yaklaşık 80-90 ile sınırlı olduğunu belirtiyor.
Aslan'a göre Hürmüz, taşıdığı hacim nedeniyle kritik ama kapasite açısından sınırlı bir hat. Bu nedenle küçük bir aksama bile tüm sistemi etkileyen bir darboğaza dönüşebiliyor.
Krizin ilk günlerinde petrol piyasaları sert tepki verdi. Brent petrol fiyatı 119-120 dolar seviyelerine kadar yükselirken, fiziki piyasalarda bazı işlemler 150 dolara yaklaştı. Ateşkes haberinin ardından fiyatlar hızla gerileyerek 93 dolar seviyesine indi.
Ancak bu düşüş kalıcı olmadı. Piyasa kısa sürede yeniden 95-100 dolar bandına yöneldi. Bu dalgalanma, fiyatların yalnızca mevcut arz durumuna göre değil, geleceğe yönelik risk algısına göre şekillendiğini ortaya koyuyor.
Prof. Dr. Murat Aslan, fiyat hareketlerinin yalnızca fiziksel arz kaybıyla açıklanamayacağını vurguluyor. Piyasanın aynı zamanda savaşın uzaması halinde oluşabilecek daha derin bir kriz ihtimalini de fiyatladığını belirtiyor.