AA'nın "COP31'de Öncelikli Alanlar" dosyasının bu bölümünde, COP31 Eylem Gündemi'nin 10 öncelikli temasından biri olan "Rio Sinerjisi" başlığında bu yaklaşımın anlamı ve önemi ele alındı.
Birleşmiş Milletler tarafından 1992 yılında Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda (UNCED), diğer adıyla Dünya Zirvesi'nde ortaya çıkan sürdürülebilir kalkınmaya yönelik uluslararası anlaşmalar bütünü Rio Sözleşmeleri olarak adlandırılıyor.
Bu kapsamın içine zirvede imzaya açılan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin (CBD) yanı sıra, zirvede üzerinde anlaşılan Gündem 21'deki çağrı doğrultusunda müzakere edilen ve 1994'te kabul edilen Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) giriyor.
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, AA muhabirine, üç sözleşmede ele alınan iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, çölleşme ve arazi bozulması sorunlarının aynı coğrafyalarda iç içe geçtiğini, bu alanlardaki çalışmaların birlikte ve uyumlu yürütülmesinin Rio Sinerjisi olarak ifade edildiğini söyledi.
Birbirine bağlı sorunlara yönelik ayrı yönetim yapılarının, sekretaryaların, bilim kurullarının, finansman ve raporlama sistemlerinin zamanla birbirinden kopuk şekilde işlemesinin Rio Sinerjisi yaklaşımına duyulan ihtiyacı ortaya çıkardığını belirten Türkeş, "Aynı evin üç odası ayrı ayrı yönetiliyordu. Rio Sinerjisi'ne ilişkin ilk kurumsal adım, üç sekretaryanın Ağustos 2001'de kurduğu Ortak Bağlantı Grubu (JLG) oldu. Taraflar Konferansı’nın sekizinci oturumunun (COP8) 13. kararı da çabaların tekrarını önlemek için sözleşmeler arası işbirliği gereksinimini onayladı. Sonraki dönemde üç sözleşme arasındaki işbirliği giderek somutlaştı." dedi.
Sözleşmelerin kararlarında politika uyumu, ortak çalışmalar, veri paylaşımı ve bilgi sistemlerinin birlikte kullanılması gibi konuların gündeme geldiğinden bahseden Türkeş, COP30'da da 2026 yılı için ortak çalışma planı hazırlanmasına yönelik taahhüt içeren bir bildiri yayımlandığını aktardı.
Türkeş, böylece tartışmanın, sözleşmelerin neden birlikte hareket etmesi gerektiği sorusundan, bunun nasıl gerçekleştirileceği sorusuna kaydığını aktardı.
Türkeş, bu üç sözleşmenin ana konularının birbirini nasıl etkilediğini şu sözlerle anlattı:
"Üç sorun benzer coğrafyayı, toplulukları ve etmenleri paylaşıyor. Tarımsal genişleme, aşırı otlatma, kentleşme ve su yönetimi gibi. Bozulan arazi karbon deposundan salım kaynağına dönüşüyor. İklim değişikliği kuraklık ve yangınla araziyi ve yaşam alanlarını aşındırıyor. Biyolojik çeşitlilik kaybı ise suyun tutulması ve toprak verimliliği gibi doğanın hizmetlerini zayıflatıyor, bu da uyum ve restorasyon kapasitesini düşürüyor."
2026'nın "üçlü COP" yılı olmasının sağlayabileceği fırsatlara değinen Türkeş, yıl içinde üç Rio Sözleşmesi'nin taraflar konferanslarının art arda düzenlendiğini hatırlattı. Türkeş, sıralamanın, ağustosta Moğolistan'ın başkenti Ulan Batur'da gerçekleştirilen UNCCD COP17, ardından 19-30 Ekim'de Ermenistan'ın başkenti Erivan'da düzenlenecek CBD COP17 ve son olarak 9-20 Kasım'da Antalya'da yapılacak UNFCCC COP31 şeklinde olduğunu belirtti.