İletişim Başkanı Duran, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Türkiye'yi hedef alan açıklamalarına yönelik soruları yanıtladı.
"Netanyahu'nun verdiği bir mülakatta Türkiye ve Suriye'ye yönelik dile getirdiği tehdit ve yalanlar, İsrail Başbakanı'nın artmakta olan uluslararası yalnızlığının, siyasi korkularının ve hezeyanlarının yeni bir yansımasıdır. Bununla birlikte, Netanyahu'nun hayali tehditler ve düşmanlar üreterek, uluslararası kamuoyunu yanıltma çabaları artık herhangi bir etki yaratmamaktadır. Zira izlediği politikaların kötülüğüne dair uluslararası toplum hemfikirdir.
ABD, İngiltere ve uluslararası toplumun İsrail'in saldırgan politikalarına tepkisi giderek artıyor. İsrail Başbakanı, bu akıl dışı tutuma, yaklaşan seçimler, iç politik kaygı ve korkuları nedeniyle sarılmıştır. Türkiye düşmanlığını siyasi anlamda bir can simidi olarak görmektedir. Dahası diğer radikal partilerle aşırılık rekabeti içinde, Türkiye'ye ve bölge ülkelerine olan düşmanlığı körüklemektedir.
Elbette bu noktada Netanyahu'nun iç politikada olduğu kadar dış politikada da bu söylemle varmak istediği bir nokta bulunmaktadır. Gazze'den Suriye'ye ve Lübnan'a kadar uyguladığı saldırgan politikalar, göz yumduğu yerleşimci terörü ve başta kabinedeki bakanları olmak üzere aşırılık yanlısı karakterlerin ifadeleri, İsrail'in algısını tarihteki en düşük noktalardan birine indirmiştir. Netanyahu ve suç ortakları başta Türkiye olmak üzere, bölgedeki ülkeleri farklı ithamlarla suçlayıp üzerindeki bu kiri pası çevresine yayma çabası içindedir. Suriye’de yaptığı saldırıdan sonra Türkiye'yi suçlama çabası bu durumun en açık göstergelerinden biridir.
Ama unuttukları bir durum var. Sorun insanların İsrail politikalarını yeterince anlamaması değil, giderek daha fazla insanın bu politikaları anlayıp reddetmesidir. Bu da gerek bu tip suçlamaların gerekse yüksek bütçeli iletişim kampanyalarının sınırlı sonuç vermesine sebep olur."
"Uluslararası toplum ve bölge ülkeleri, Netanyahu'nun işgalci zihniyetinin ve bölgesel savaş başlatma projesinin karşısında güçlü bir tutum sergilemekte ve Orta Doğu'da barış ve huzurun tesisini desteklemektedir. Stratejik istikrarsızlaştırıcı bir aktöre karşı tüm bölge bir araya gelmektedir. Keza özellikle son üç senedir tüm bölge, saldırgan bir komşunun bölgede yarattığı yıkım ve savaşı görmüştür.
Dahası mevcut haliyle Netanyahu yönetimi, tüm diplomatik ve diyalog çabalarından vazgeçmiş durumdadır. Mevcut iktidarın temel sorunu, güvenliği istikrarla ve diplomasiyle değil, sürekli saldırganlıkla özdeşleştirmesidir. Dolayısıyla Türkiye’ye karşı olan tavrındaki temel dinamik de Türkiye'nin İsrail’e bir tehdit teşkil etmesi değil, mevcut gücü ve etkisiyle Türkiye’nin, İsrail’in bölgesel güvenlik ve istikrara verdiği zarara karşı çıkan isabetli politikalarıdır."
"Elbette biz Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği üzere bölgeye barış ve uzlaşı getirmeye çabalayan bir ülkeyiz. Temel meselemiz bölgede kanın ve gözyaşının durmasıdır ve Gazze’deki durum ve Filistin meselesi bu haliyle bizim için hayati bir unsurdur.
Ayrıca şunu da ifade etmemiz gerekir ki; Netanyahu’nun yaptığı büyük hata, İsrail kamuoyunun da gündemindedir. İsrail muhalefeti sık sık Netanyahu’nun Türkiye karşıtı söylemlerini “sorumsuzca, aşırı ve aptalca” bulduklarını, toplumda kaygıya neden olduğunu dile getirmektedir.
İsrail’in birçok müttefikini tek tek kaybettiğini ve iyice itibarsızlaştığını kendi politikacıları dahi itiraf etmektedir. Dahası Türkiye ile oluşturulmaya çalışılan gerginlik politikasının bir getirisi ortaya konulamamıştır.