Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından Ataşehir'deki otelde düzenlenen "Türkiye Markasının Küresel Anlatısı: Türk Dizileri" programında konuşan Duran, insanlık tarihinin özünde hikayelerin tarihinin olduğunu söyledi.
Duran, Sümerlerin kil tabletlerine işlenen Gılgamış Destanı'ndan bugünün ekranına uzanan yolculukta anlatının mecrası değişse de insanın kendisini ve dünyayı anlatma ihtiyacının değişmediğini belirtti.
Uluslararası sistemin bugünkü doğasına bakıldığında, anlatıların ikna gücünün, argümanlardan daha kudretli olduğunun görüleceğini dile getiren Duran, "Bir ülke hakkında edinilmiş veya inşa edilmiş kanaatlerin, çoğu zaman resmi açıklamalardan, diplomatik belgelerden veya siyasal değerlendirmelerden öte geçtiğini görürüz." diye konuştu.
Duran, geçen yüzyılda sinema ve televizyon alanında popüler kültürün adeta tek üreticisi olan Batı'nın, bugün dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan orta yaşlı bir kişinin hayatında belirli izler bıraktığına dikkati çekti.
Dizi ve filmlerle kurulan kültürel hegemonyanın sadece gündelik hayatta izler bırakmadığını söyleyen Duran, "Birinci Dünya Savaşı'ndan beri, başka bir ifadeyle kuruluşundan beri beyaz perde, propagandaya, hegemonyaya ve ideolojik rekabete eşlik etmiştir. Beyaz perdenin bir iktidar alanına dönüşerek uluslararası rekabetin, siyasal krizlerin bir parçası olduğu en yoğun dönem, hatırlayalım, Soğuk Savaş yılları olmuştur." ifadelerini kullandı.
Duran, bu dönemin en çarpıcı ve meşhur örneklerinin "Rambo" ve "Rocky" filmleri serisi olduğuna işaret ederek, "Örnekleri çoğaltmak mümkün. Buradan çıkaracağımız asıl meselemiz, hiçbir düzlemde anlatının gücünün küçümsenmemesi olmalıdır." dedi.
Batı dışı toplumlarla ilgili anlatılar söz konusu olduğunda meselenin çok daha ciddi bir hal aldığını ifade eden Duran, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Uzun yıllar boyunca Hollywood yapımlarında Orta Doğu ve zaman zaman Türkiye, tozlu sokakları, kaotik pazar yerleri, şiddet ve güvensizlikle resmedilmedi mi? Hatta bunun bugün bile ortadan kalktığını söyleyemeyiz. Bölgemizin binlerce yıllık medeniyet birikimi, şehir hayatı, doğası, yıllarca sarı filtre estetiğiyle ekrana yansıtılmaya devam ediyor. Bu apaçık indirgemeci yaklaşım, başkasının kamerasından kendisine bakmaya alışmış sinemacılarımız, senaristlerimiz eliyle de uzun zaman kendimize dönük olarak yaşatıldı. Türk sinemasında dindar tiplemeleri, yıllarca sahtekar, kırsal veya yobaz bir karakter olarak sunuldu. Maalesef bizim hikayemizi başkaları anlattığında hem dünyaya hem de kendimize
Duran, bugün bir Türk dizisi Şam'daki bir aileye, Rabat'taki bir salona, Belgrad'daki bir eve, Santiago'daki veya Johannesburg'daki bir izleyiciye ulaştığında Türkiye'nin haritada görülen uzak bir ülke olmaktan çıktığını, İstanbul'un sokakları, Boğaz, Anadolu'nun şehirleri, sofralar, aile ilişkileri, Türk müziği ve Türkçenin milyonlarca insanın gündelik hayatına girdiğini söyledi.
Türk dizilerinin dünyadaki yükselişini her anlamda gurur verici bulduğunu belirten Duran, "Ülkemizin bugün dünyanın en büyük dizi ihracatçıları arasında ilk üçte yer alması hiç de tesadüfi değil büyük emeklerle gerçekleşti. Yapımlarımız, 170'i aşkın ülkede 1 milyarı aşan küresel izleyici kitlesine ulaşıyor. 2000'li yılların başında yaklaşık 10 milyon dolar seviyesinde bulunan dizi ihracatımız, bugün 1 milyar doları aştı, sektörümüzün geldiği nokta memnuniyet verici. Yunus Emre Enstitüsü ve RTÜK ortaklığında gerçekleştirilen bir saha araştırmasında Türkçe öğrenen 5 bin yabancı katılımcının yüzde 81'i bu yolculuğa Türk dizilerini izleyerek başladığını ifade ediyor." diye konuştu.