Katar Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler, Güvenlik ve Savunma alanında Öğretim Üyesi Dr. Ali Bakır, Husilerin Yemen’de ele geçirdiği toprakların jeopolitik önemi ve Babülmendep Boğazı üzerindeki çekişme AA Analiz için kaleme aldı.
***
28 Şubat 2026'da İsrail/ABD ile İran arasındaki savaş başladığında, Husiler büyük ölçüde sözlü destek mesajları vermekle yetindi. Sergiledikleri bu itidalin füze ya da irade eksikliğiyle bir ilgisi yoktu. Aslında Tahran'ın, bölgesel milis güçlerini ne zaman ve en etkili şekilde nasıl sahaya süreceğine karar vermesini bekliyorlardı. Beklenen o karar nihayet verildi. Son birkaç gün içinde Moha ve Dhubab'ı hızla ele geçiren Husi güçleri, Babülmendep Boğazı'nı ikiye bölen Perim (Meyyun) Adası'nı da zapt etti. Artık hem Yemen'in Kızıldeniz kıyı şeridini hem de bu sulara açılan giriş kapısını kontrol altında tutuyorlar.
Boğaz, küresel ticaretin yaklaşık yüzde on ikisinin, deniz yoluyla taşınan petrolün yüzde on birinin ve LNG'nin ise yüzde sekizinin geçiş güzergahını oluşturuyor. Tek başlarına değerlendirildiğinde bu oranlar tolere edilebilir seviyeler. Gemiler Ümit Burnu'ndan dolaşır, navlun maliyetleri artar ve küresel piyasalar bu şoku sönümleyebilir. Ancak mevcut durumu farklı kılan şey, savaş nedeniyle dünyadaki diğer büyük petrol darboğazının fiilen kapanmış olması. Hürmüz'ün kapalı olması ve Babülmendep'in de tehdit altına girmesiyle birlikte Suudi Arabistan, elindeki alternatif çıkış rotasını kaybetti.
Husiler, bölge geneline yayılan Suudi Arabistan-İran rekabetinin bir parçası olarak yıllarca Riyad'ı hedef aldı. İki ülkenin ilişkilerini normalleştirmesinin ardından ise operasyonlarının çapını daraltarak rotayı tamamen farklı bir cepheye çevirdiler. Suudi Arabistan'ı, ülkenin altyapısını, enerji tesislerini ve ihracat rotalarını vurmaya yönelik yeni bir stratejiye geçmeden önce tüm saldırılarını İsrail üzerinde yoğunlaştırmışlardı. Yemen'in iç dinamiklerinden bakıldığında, tırmandırma, geri çekilme, sessizliğe bürünme ve aniden yeniden mevzilenme şeklinde ilerleyen bu askeri döngü pek bir anlam ifade etmiyor. Ancak meseleye İran'ın bölgesel vekalet ağının bir uzantısı olarak yaklaşıldığınd
Füzeler, insansız hava araçları ve güdümlü mühimmatlar, Husilere kendi ölçeklerindeki konvansiyonel bir ordudan çok daha geniş bir operasyonel erişim sağladı. Bu sayede Suudi Arabistan'ın enerji tesislerini, güney kentlerini ve deniz trafiğini son derece düşük maliyetlerle ve karşı tarafa neredeyse hiç tepki süresi bırakmadan vurabiliyorlar. Kıyı şeridinin ve Perim Adası'nın kontrol edilmesi ise artık denkleme savunulması çok daha zor olan silahları dahil ediyor. Zira topçu bataryaları, tanksavar füzeleri ve mayınlar yakın mesafede ve doğrudan görüş hattında devreye giriyor.
Husilerin bu hamlesinin sahadaki sonuçları şimdiden hissediliyor. Riyad, peş peşe gelen İHA saldırılarının ardından Doğu-Batı boru hattını kapattı. Cizan, Abha ve Necran sürekli alarm halinde. Sivil ve ekonomik tesislere yönelik saldırılarda 73 sivil yaralandı. Tahran'ın penceresinden okunduğunda ise bu adımın üç temel amaca hizmet ettiği görülüyor.
Birincisi, bu hamle İran'a kendi ordusunu yeni bir cepheye sürmesine gerek kalmadan enerji akışı üzerinde ikinci bir koz sağlıyor. Husilerin sahadaki kazanımları Suudi Arabistan'ın ihracat alternatiflerini daraltırken, ABD'nin İran'a yönelik operasyonlarının siyasi maliyetini yükseltiyor ve Tahran'ın baskı altındayken bile oynayacak kartları olduğunu kanıtlıyor. Bu aynı zamanda İran'ın petrol fiyatlarını küresel ekonominin kaldıramayacağı seviyelere çekmek ve Trump'ı hem iç kamuoyundan hem de büyük ithalatçı ve ihracatçı ülkelerden gelen baskılarla savaşı durdurmaya zorlamak yönündeki başlangıç planına geri döndüğüne işaret ediyor.