Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Necmettin Acar, İsrail’in mezhep temelli fay hatlarını derinleştirerek Orta Doğu’yu nasıl bir stratejik çıkmaza sürüklemeye çalıştığını AA Analiz için kaleme aldı.
***
28 Şubat’ta İran’a yönelik başlatılan ABD-İsrail saldırıları, yalnızca Tahran’ın askeri kapasitesini aşındırmayı hedefleyen konvansiyonel bir çatışmanın ötesinde Orta Doğu’da köklü ve stratejik parçalanmayı derinleştiren siyasi operasyon hedefi olarak değerlendirilmelidir. İsrail’in revizyonist politikalarını bölge güvenliği için varoluşsal tehdit olarak kodlayan bölgesel aktörlerin, Tel Aviv karşısında geniş tabanlı blok oluşturma ihtimali, bugün İsrail tarafından bilinçli "Şii-Sünni" gerilimi üzerinden sabote edilmeye çalışılıyor.
Tarihsel olarak çevresi Arap coğrafyasıyla kuşatılmış İsrail, hayatta kalma stratejisini komşuları arasındaki rekabet ve husumetleri işlevselleştirmek üzerine kurdu. Bugün tanıklık ettiğimiz saldırılar, mezhepsel fay hatlarını tetikleyerek çift taraflı istikrarsızlık mekanizmasını harekete geçirmeyi amaçlıyor. Bir yandan mezhep temelli çatışmaların devletlerin iç siyasetine sıçraması, bölgesel güçleri kendi iç krizleriyle boğuşmaya ve stratejik "içe kapanma" sürecine zorlarken diğer yandan tırmandırılan bu kimliksel düşmanlık, aktörler arasındaki eş güdümü imkansız kılarak İsrail için manevra alanı oluşturmayı ve "yaşam sahasını" genişletebileceği uygun jeopolitik atmosfer oluşturmayı hedefl
Ünlü Alman jeopolitisyen E. C. Haushofer’in dolaşıma soktuğu "Lebensraum" (yaşam sahası) kavramı, bir devletin uzun vadeli varlığını sürdürebilmesi ve güçlenebilmesi için coğrafi olarak genişlemesinin zorunlu olduğunu savunan jeopolitik bir yaklaşımdır. Bu anlayışa göre devletler, artan nüfuslarını beslemek, ekonomik kaynaklara erişmek ve stratejik derinlik kazanmak için yeni alanlara yönelir. Kara hakimiyeti, ulaşım hatları ve doğal kaynaklar bu genişlemenin temel unsurlarıdır. Haushofer'in kuramsal çerçevesi, günümüz Orta Doğu denkleminde İsrail'in revizyonist stratejilerini anlamlandırmak için çarpıcı anahtar sunuyor.
İsrail, kuruluşundan itibaren kısıtlı yüz ölçümü, jeopolitik derinlikten yoksun topografyası, sınırlı doğal kaynakları ve "savunulamaz" olarak nitelendirilen sınır hatları nedeniyle daima yapısal bir güvenlik algısı oluşturdu. Bu bağlamda "Büyük İsrail" hedefi, salt teolojik bir "vadedilmiş topraklar" ülküsünden ziyade, rasyonel bir hayatta kalma stratejisi ve jeopolitik bir zaruret olarak okunmalıdır. İsrail için genişleme, dini bir motivasyonun ötesinde, enerji kaynaklarına, su havzalarına ve askeri manevra kabiliyeti sağlayacak stratejik tampon bölgelere ulaşma mücadelesidir. Dolayısıyla, İsrail’in revizyonist hamleleri Haushofer’in teorisindeki gibi devletin canlı bir "organizma" olarak
28 Şubat sonrası yaşanan gelişmeler, İsrail’in İran’a yönelik saldırılarla yalnızca bir rakibi/düşmanı zayıflatmayı değil, aynı zamanda bölgesel bir çözülme zincirini tetiklemeyi amaçladığı söylenebilir. İran’ın sivil ve askeri hedeflerinin, Tahran’ı daha geniş çaplı misillemelere sevk edebileceği öngörülmesine rağmen İsrail ve ABD tarafından vurulması, bu hamlelerin daha kapsamlı bir stratejik planın parçası olarak değerlendirilebileceğini düşündürüyor. ABD’nin savaşın başından itibaren İsrail’in savunulmasına odaklanarak İran misillemeleri karşısında Körfez ülkelerini bilinçli olarak savunmasız bırakması da bu planın bir parçası olarak okunmalıdır.
Körfez ülkelerinin uzun süredir İran’a yönelik geliştirdiği tehdit algısı, İsrail’in bu stratejiyi hayata geçirmesini kolaylaştıran önemli bir faktör işlevi görüyor. Bu ülkelerin ABD ve İsrail ile kurduğu güvenlik odaklı ilişkiler, bazı Körfez devletlerinin Abraham Anlaşmalarını imzalamasıyla kurumsal zemine oturmuştu. Söz konusu süreç, taraflar arasında yalnızca ekonomik ve kültürel normalleşmeyle sınırlı kalmadı, askeri ve stratejik işbirliğinin de derinleşmesine zemin hazırladı. Bu gelişmeler, İsrail’in Körfez bölgesindeki erişimini ve etki alanını genişletirken, aynı zamanda bölgesel ayrışmaları daha da keskinleştiren rol oynamaya başladı.