İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuğçe Ersoy Ceylan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun yaklaşan İsrail seçimleri öncesi farklı uluslararası siyasi figürleri düşmanlaştırma siyasetini AA Analiz için kaleme aldı.
***
İsrail, 27 Ekim’de seçime gidiyor. Bu seçimler, 1988’den bu yana ilk kez dört yıllık görev süresini tamamlayan bir Knesset döneminin ardından yapılacak. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu liderliğindeki aşırı sağcı, ultra-Ortodoks ve dini siyonist partilerden oluşan koalisyonun bu süre boyunca ayakta kalmasında hükümetin kamuoyunu memnun eden politikalarından çok 7 Ekim’in ardından Gazze’de başlayarak bölgeye yayılan savaş ortamının etkili olduğunu belirtmek gerekir. Seçimlerin tarihi resmileştikten sonra Netanyahu hız kesmeden seçim kampanyasına başladı. Bu kampanyanın ana hatlarından birisinin 7 Ekim’in sorumluluğunu üzerinden atmak olacağı herkesin malumuydu. Bu konuda Netanyahu’nun İsra
Netanyahu, yeni bir düşman yaratmaktan ziyade mevcut ve potansiyel hasımlar arasında bir eşdeğerlik zinciri kuruyor. İran liderinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Mamdani’den Abbas’a uzanan bu zincir İsrail’e yönelik tehditlerle Netanyahu’ya yöneltilen siyasal ve hukuki eleştirileri aynı güvenlik kategorisinde eritiyor. Böylece seçim hükümetin performansının değerlendirileceği demokratik bir rekabet olmaktan çıkarılarak “İsrail’in düşmanlarına karşı Netanyahu’yu savunma” referandumuna dönüştürülüyor. Bu noktada bu videonun Likud’un ağustos ayında başlattığı billboard kampanyasının ikinci aşaması olduğu kaydedilebilir. Buradan söz konusu videonun anlık bir sosyal medya şakası değil, tasarlanmış bi
Esasında özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail sağının söyleminde yeni bir "düşman" değil. Türkiye ile İsrail arasında Gazze'deki soykırım, Suriye ve bölgesel nüfuz rekabeti üzerinden zaten kişiselleştirilmiş bir gerilim vardı. Türkiye’nin Netanyahu’dan hesap sorulmasını savunması ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) Netanyahu hakkında çıkardığı yakalama kararına verdiği siyasi destek bu gerilimin önemli katalizörlerinden biri oldu. Aynı şekilde Mamdani’nin Netanyahu’ya yönelttiği eleştiriler, özellikle UCM’nin tutuklama emrine ilişkin açıklamaları videoda İran ve Hizbullah kaynaklı güvenlik tehdidiyle eşitleniyor. Böylece Erdoğan ve Mamdani Netanyahu’yu eleştiren yabancı siyasetçiler k
Bu görseller ve söylemlerle gerçekleştirilen "güvenlikleştirici" hamlenin asıl siyasal hedefi videoda geçen liderler ve ülkeler değildir. Her ne kadar videoda İsrailli muhalefet liderlerinden hiçbiri görünmese de bu paylaşımların gerçek adresinin onlar olduğunu belirtmek yanlış olmayacaktır. Burada izlenen mantığa göre İran, Erdoğan, Abbas ve Mamdani, Netanyahu’nun kaybetmesini istiyor. İsrail muhalefeti de Netanyahu’nun kaybetmesini istiyor. Öyleyse muhalefetin iktidara gelmesi, İsrail’in hasımlarına hizmet edecektir. Bu şekilde içerideki siyasal rakipler doğrudan düşman ilan edilmiyor ancak "düşmanın" arzu ettiği sonucu gerçekleştirecek aktörler olarak sunuluyor. Böylelikle meşru muhalefet
Bu kampanyanın tüm İsrail kamuoyunda kabul gördüğünü söylemek doğru olmaz. Sadece sol kesimler tarafından onaylanmadığını belirtmek de İsrail toplumundaki nüansları gözden kaçırmak anlamına gelir. Nitekim yakın zamanda yayınlanan yapay zeka videosuna eleştiri sadece sol-liberal eğilimli Haaretz’den gelmedi. Sağ eğilimli Israel Hayom’da yayımlanan bir görüş yazısında bile ağustos ayındaki billboard kampanyası “Likud’un sandıkta hayatta kalmak için düşman araması” olarak nitelendirildi. Muhalefetteki Demokratlar partisi milletvekili Naama Lazimi ise ağustos ayındaki billboard kampanyasının parodisini hazırlayarak figürleri Netanyahu’nun yakın çevresindeki Katar bağlantıları nedeniyle eleştiril