Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Seyfi Kılıç, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrası İran’ın Körfez ülkelerini hedef almasının nedenlerini ve su arıtma tesislerine yönelik olası saldırıların sonuçlarını AA Analiz için kaleme aldı.
***
28 Şubat’ta ABD ile İsrail’in İran’a dönük saldırılarının başlamasıyla birlikte savaş yöntemlerinde görülen birçok farklılığın en önemlilerinden biri doğrudan devlet yöneticilerinin hedef alınmasıdır. Haziran 2025'te yine ABD-İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan ve 12 gün süren çatışmalar sırasında da görülen bu yöntemin amacının İran devlet yönetiminin aksaması ve rejim değişikliğinin yolunun açılması olduğu anlaşılmaktadır. Ancak müzakereler yürütülürken başlayan bu saldırıların uluslararası savaş hukukuna uygun olmadığı belirtilmelidir. Sadece meşru müdafaa ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) alacağı zorlama tedbirleri çerçevesinde kuvvet kullanma hakkının olduğu açık b
İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik saldırıları hem kuvvete başvurma yasağını hem de silahlı çatışmaların başlamasından sonraki kuralları ihlal etmektedir. İran’ın enerji altyapısı da dahil olmak üzere askeri ve askeri nitelikte olmayan hedeflerin İsrail-ABD ortaklığıyla vurulmasından sonra İran en etkili kozu olan Hürmüz Boğazı’nı kısmi ve fiili olarak kapatmıştır. İran’ın bu hamlesi ABD’nin uzun yıllardan bu yana müttefiki olan ve ABD’nin üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerini petrol ve doğal gaz ihracatı gelirlerinden mahrum bırakmak amacı gütmektedir.
Körfez’deki ABD müttefikleri olan Arap ülkelerini ABD’ye baskı amacıyla hedef haline getirdiği anlaşılan İran’ın bir diğer amacının ise söz konusu ülkelerin uzun yıllardan bu yana reklamını yaptıkları güvenli ve lüks yaşamın merkezi imajlarını ortadan kaldırmaya dönük olduğu da söylenebilir. Özellikle Abraham Anlaşmaları ile İsrail ile yakınlaşma politikası doğrultusunda bir seyir izleyen Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) yedi emirlikten biri olan ve petrol kaynaklarından yoksun bulunan, gelirini ticaret ve turizm ile sağlamayı amaçlayan Dubai gibi bir emirliğin varlığı dikkate alındığında, mevcut çatışma ortamı uzun zamandır sürdürülen güvenli bölge imajını yerle bir etmektedir. Toplam
Güvenli bölge ve lüks yaşam imajının sonucu olarak başta Dubai olmak üzere tüm Körfez bölgesine yerleşen insanların en temel ihtiyaçlarından biri olan su ihtiyacının karşılanması gerekmektedir. Bir yandan yerli nüfusun diğer yandan bölge dışından gelen insanların ihtiyaçlarının yanı sıra ekonomisini petrol dışında sanayi üretiminde de geliştirmek isteyen BAE başta olmak üzere Körfez bölgesinin doğal su kaynaklarının neredeyse bulunmaması, bölge ülkelerini 1970’lerden bu yana konvansiyonel olmayan kaynaklara yönlendirmiştir. Bu kaynakların başında ise deniz suyunu arıtma yoluyla içme ve kullanma suyu elde etmek gelmektedir. Deniz suyunu arıtma işlemi termal yöntemlerle yapıldığında büyük ölçü
Bölge ülkelerinin tamamında bulunmasına rağmen en çok tesise sahip iki ülke Suudi Arabistan ile BAE’dir. Bölge ülkelerinde toplamda 400 civarı tesisin üretimi tüm dünyanın yüzde 40’ına denk gelmektedir. Bu oran da bölgenin bu tesislere olan bağımlılığını açıkça ortaya koymaktadır. Yıllık yaklaşık 7,2 milyar metreküp olan bu üretimle bölge ülkelerinin tek su kaynağı durumunda olan bu tesisler geleneksel anlamda askeri hedefler olmasalar da mevcut çatışmaların en yakın hedeflerinden bir olmaya aday durumdadır. İran’ın en basit silahlarla çalışamaz hale getirebileceği bu tesislerin korunması ise mevcut şartlarda mümkün görünmemektedir. Bu tırmanmanın küçük bir örneği ise çatışmaların ikinci haf