İsveç’in en büyük yayınevlerinden birinde stajyer olarak işe başlayan genç bir kadın ve yayınevindeki parlak günlerini geride bırakmış olsa da edebiyata inancını yitirmemiş tecrübeli yayın yönetmeni Gunnar. Büyük bir yayıncılık efsanesinin gölgesindeki bu iki yalnız ruhu aralarındaki kuşak ve statü farkına rağmen bir araya getiren bir şey var: Edebiyata duydukları saf tutku.
Therese Bohman, duru ve keskin üslubuyla modern zaman ilişkilerini, sınıf ve kuşak çatışmalarını, kültür sanat dünyasının değişen yüzünü irdeliyor. Andromeda, edebiyatın birleştirici gücüne ve insan ilişkilerinin karmaşık doğasına melankolik ve etkileyici bir saygı duruşu.
Neoliberal küreselleşmenin büyük vaatleri çözülürken dünya yeniden sonlu ve ele geçirilebilir bir alan olarak kavranıyor: deniz yolları denetim alanlarına dönüşüyor, kritik hammaddeler stratejik silaha çevriliyor, tekeller büyüyor, şirketler devlet benzeri hükümranlık işlevleri üstleniyor. Serbest piyasa, rekabet ve sınırsız büyüme fikri yerini giderek daha açık biçimde el koymaya, akışları denetlemeye ve rekabet dışı rant üretmeye dayalı bir düzene bırakıyor.
Arnaud Orain, El Konulan Dünya’da bu düzeni kapitalizmin beş yüzyıllık tarihinde liberal düzenle sürekli gerilim içinde beliren bir damar üzerinden okuyor: sonluluk kapitalizmi. “Merkantilizm” diye daraltılan ve 19. yüzyıl öncesine hapsedilen bu olgu, Orain’de dünyanın sınırlı, envanteri çıkarılmış ve hızla ele geçirilmesi gereken bir varlıklar toplamı olarak kavranışına açılır. Kıtlık duygusuyla geç kalma korkusunu birleştiren bu kavrayış, kapatma arzusunu, stoklama refleksini ve stratejik denetim ihtiyacını besler.
16. yüzyılın denizci imparatorluklarından 1880-1945 arasının emperyal rekabetine, oradan bugünün lojistik ağlarına ve şirket-devletlerine uzanan bu çizgide, Orain güncel krizleri uzun bir sürekliliğin içinde konumlandırır. İklim değişikliği, enerji geçişi ve stratejik geçiş yollarının denetimi, kapitalizmin uzun tarihinde yeniden belirginleşen bu mekanizmanın bugün işlediği başlıca alanlardır. Bu karamsar ve savaşçı kapitalizmde zenginliklerin küresel büyümesinden söz edilmez; belirleyici olan, sonlu kabul edilen varlıkların elde tutulması, rekabetten çekilmesi ve gerektiğinde zorla ele geçirilmesidir.
1901 yılında İkdam gazetesinde tefrika edildikten sonra kitaplaştırılan Teehhül Âleminde’de Saffet Nezihi, yalnızca aşk ve evlilik hikâyeleri anlatmıyor; eski İstanbul’un konak hayatını, aile ilişkilerini, alafrangalık heveslerini ve kuşaklar arasındaki çatışmaları da gerçekçi bir gözlemle yansıtıyor. Güçlü kadın karakterleri, canlı diyalogları ve başarılı psikolojik çözümlemeleriyle roman, yanlış evliliklerin birey, aile ve toplum hayatında yol açtığı yıkımları etkileyici bir kurguyla gözler önüne seriyor.
Fahima Sıtkullah Efendi, devlet dairesinde çalışan paşazade bir mirasyedidir. İlk evliliğini şımarık bir zengin kızıyla yapar; ancak geçinemezler ve ayrılırlar. Bir süre Beyoğlu âlemlerinde hovardaca yaşayan Fahima Efendi, kırk yaşına geldiğinde annesinin ısrarıyla ikinci kez evlenir. Bu kez karşısında okumuş, şiire meraklı ve çok kültürlü bir kadın vardır. Bilgi ve kültür bakımından karısının gerisinde kalan Fahima Efendi, uyum sağlayabilmek için anlamakta zorlandığı ve hoşlanmadığı kitaplar okumak zorunda kaldığından bu evliliği ilkinden de çekilmez bulur. Hastalanan karısının ölümüyle bu eziyetten de kurtulur ve bir daha evlenmemeye karar verir. Ancak komşularının beslemesi güzel Nigâr’ı
Büyük bir insanlık trajedisine dönüşmüş günümüz koşulları içinde, Filistinlilerin dört yüz yıllık Osmanlı yönetimi döneminde kendi topraklarıyla, birbirleriyle ve Filistin’i çevreleyen daha geniş bölgeyle kurdukları köklü ilişkilerin sesine kulak vermek her zamankinden daha büyük bir önem kazanmış durumda.
Beshara Doumani, Filistin halkının Osmanlı Dönemi’ndeki sosyal tarihine ilişkin ilk çalışma olma özelliğini taşıyan bu kitapta, söz konusu köklü ilişkilerin, İngiliz ve daha sonra Siyonist sömürge yönetiminin başlangıcından çok sonra da günümüzdeki Filistin meselesine nasıl şekil vermeye devam ettiğinin ipuçlarını sunuyor.