Sabah gözünü açar açmaz kahve makinesine yönelenler, yoğun iş temposu arasında sürekli fincan tazeleyenler, enerji toplamak için kafeinsiz yapamayanlar… Kahve günümüzde birçok kişi için vazgeçilmez bir alışkanlık.
Gündelik tempoda aşırıya kaçıp kaç fincan kahve içtiğini hesaplamayanların sayısı az değil. Bir fincan, bir fincan daha derken sayı giderek artıyor. Ancak kahve tüketimi arttıkça şu soru da daha sık gündeme geliyor: Fazla kahve tüketimi vücudu nasıl etkiliyor? Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Sezin Doğan Çakır’la kahve tüketimiyle ilgili merak edilenleri konuştuk.
Kahvenin tek başına zararlı bir içecek olmadığını ifade ederek sözlerine başlayan Uzm. Dr. Çakır, “Hatta doğru miktarda ve doğru şekilde tüketildiğinde sağlık açısından önemli faydalar sağlayabiliyor. Ancak burada belirleyici olan miktarı tüketim şekli ve kişinin genel sağlık durumu” diyor.
Kahvenin temel etkisi içerdiği kafeinden kaynaklanıyor. “Kafein beyinde yorgunluk hissi oluşturan adenozin reseptörlerini geçici olarak baskılıyor. Bu nedenle kişi kendini daha uyanık, enerjik ve odaklanmış hissediyor” diyen Uzm. Dr. Çakır, önemli bir noktaya dikkat çekiyor:
“Kafein gerçek yorgunluğu ortadan kaldırmaz, onu bir süreliğine erteler. Eğer bir kişi gün içinde giderek artan miktarda kahve tüketme ihtiyacı hissediyorsa bunun altında çoğu zaman yetersiz uyku, kronik stres, düzensiz beslenme ya da yoğun çalışma temposu gibi başka nedenler vardır. Yani sürekli kahve ihtiyacı, bazen vücudun verdiği önemli bir uyarı sinyali olabilir.”
Son yıllarda kahve ile ilgili yapılan bilimsel araştırmalardan da dikkat çekici sonuçlar ortaya çıkıyor. Öyle ki bu araştırmalar, kahve tüketiminin birçok kronik hastalık açısından koruyucu olabileceğini gösteren veriler sunuyor. Söz konusu çalışmalarla ilgili Uzm. Dr. Çakır şu bilgiyi veriyor:
“2025 yılında yayımlanan kapsamlı bir derleme, günde 3 ila 5 fincan kahve tüketiminin kardiyovasküler hastalıklar, Tip 2 diyabet, inme, bilişsel gerileme ve bazı kanser türleri açısından daha düşük risk ile ilişkili olduğunu ortaya koydu. Yine büyük çaplı çalışmaların analizinde kahve tüketimi ile tüm nedenlere bağlı ölüm riski arasında ters ilişki saptandı; yani düzenli ama ölçülü kahve tüketen bireylerde yaşam süresinin daha uzun olabileceği görüldü.”
Tespitler sadece bununla sınırlı değil... Koroner kalp hastalığı, kalp yetmezliği ve inme riskinin düzenli kahve tüketen bireylerde daha düşük olabileceğini gösteren çalışmalar da olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Çakır şu şekilde konuşuyor:
“Metabolik açıdan baktığımızda da kahve oldukça ilginç bir içecek. İçeriğinde yalnızca kafein yok; aynı zamanda klorojenik asitler ve polifenoller gibi yüzlerce biyoaktif bileşik bulunuyor. Bu maddeler inflamasyonu azaltabiliyor, oksidatif stres üzerinde olumlu etkiler gösterebiliyor ve insülin duyarlılığını destekleyebiliyor. Bu nedenle Tip 2 diyabet riskinde azalma ile ilişkili olduğu düşünülüyor.”
Yakın tarihli araştırmalardan bir başkası ise günde yaklaşık 2-3 fincan kafeinli kahve tüketiminin demans riskini azaltabileceğini ve bilişsel gerilemeyi yavaşlatabileceğini ortaya koyuyor. Kahvenin içerdiği antioksidanlar ve polifenollerin damar sağlığı, oksidatif stres ve inflamasyon üzerinde olumlu etkiler göstererek beyin fonksiyonlarını desteklediği düşünülüyor.