Batı Trakya'da yaşayan ve nüfusunun yaklaşık 150 bin olduğu belirtilen Türk azınlık, 1923 Lozan Barış Antlaşması'ndan kaynaklanan haklarının tam olarak uygulanması talebini onlarca yıldır dile getiriyor. Kimlik, dini temsil, vakıf yönetimi, eğitim ve vatandaşlık alanlarında yaşanan sorunlar, zaman zaman Türkiye ile Yunanistan arasında diplomatik gündemin önemli başlıkları arasında yer alıyor.
Meselenin temelinde ise azınlığın kimliğine ilişkin görüş ayrılığı bulunuyor. Yunanistan, Lozan Barış Antlaşması'nda "Türk azınlık" ifadesinin yer almadığını savunarak azınlığı resmi düzlemde "Müslüman azınlık" olarak tanımlıyor. Buna karşılık Batı Trakya Türk azınlığı temsilcileri, Lozan Barış Antlaşması'nın "Azınlıkların Korunması" başlıklı maddelerinde "Müslüman" ifadesi kullanılmış olsa da antlaşmanın diğer hükümlerinde yer alan "Türk" sıfatı ile Lozan Konferansı tutanaklarında taraf temsilcilerinin Batı Trakya'da mübadele dışında bırakılan topluluğu "Türk" olarak nitelendiren beyanlarının bu kimliği ortaya koyduğunu belirtiyor. Ayrıca, 30 Ocak 1923 tarihli Türk ve Rum Ahalinin Mübadeles
Batı Trakya Müslüman Türklerinin bugünkü hukuki statüsünün temeli, 1923'te Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan Lozan Barış Antlaşması'na dayanıyor. Taraf ülkelerin kendi anayasa ve yasalarının üzerinde kabul edilen antlaşma; azınlık fertlerinin can, mal ve mülk güvenliğini, dini ve kültürel haklarını teminat altına alıyor ve onlara Yunan yurttaşlarıyla aynı siyasi ve medeni haklardan yararlanma güvencesi veriyor. Antlaşmanın 45. maddesi ise mütekabiliyet ilkesini getiriyor: Türkiye'nin kendi topraklarındaki gayrimüslim azınlıklara tanıdığı hakların benzerini, Yunanistan da Batı Trakya'daki Müslüman Türk azınlığa tanıyacak. Azınlık temsilcileri, onlarca yıldır bu çerçevenin kağıt üzerin
Azınlığın Batı Trakya'da kalıcı biçimde var olmasının nedeni ise nüfus mübadelesidir. Tarihçi Doç. Dr. Sabri Can Sannav'a göre, 30 Ocak 1923'te imzalanan Türk-Yunan mübadele sözleşmesinin ikinci maddesi, İstanbul Rumları ile Batı Trakya Müslüman Türklerini mübadelenin dışında bıraktı; böylece iki topluluk yerinde kaldı ve karşılıklı azınlık statüsüne kavuştu. Balkan Savaşları ve Kurtuluş Savaşı sürecinde yaşanan zorunlu göçlerin "büyük acılara neden olduğunu" belirten Sannav, 1923-1933 arasında Türkiye'ye 99 bin haneden 379 bin mübadilin giriş yaptığını aktarıyor.
Bu tarihsel istisna, azınlık için hem bir güvence hem de bir sınır oldu: Lozan'la tanınan haklar yalnızca Batı Trakya'yla sınırlı tutuldu. Aradan geçen sürede mübadelenin 103. yılı anılırken, azınlık temsilcileri bu statüye rağmen ayrımcılığın sürdüğünü söylüyor. İskeçe Seçilmiş Müftüsü Mustafa Trampa da azınlığın bu topraklardaki köklülüğüne dikkat çekerek, Batı Trakya'nın çoğu zaman "Meriç'ten Karasu'ya kadar" uzanan bir coğrafya olarak tanımlandığını hatırlatıyor.
Meriç, Rodop ve İskeçe olmak üzere üç bölgeden oluşan Batı Trakya'da yaklaşık 150 bin Türk yaşıyor. Azınlık, taleplerinin dayanağı olarak 1881 İstanbul Sözleşmesi ve 1913 Atina Antlaşması gibi daha eski belgelere de işaret ediyor. Sorunun kökeninde ise tanımsal bir tartışma yatıyor: Lozan azınlığı "Müslüman" olarak tanımlarken, azınlık temsilcilerine göre Yunanistan bu ifadeyi, topluluğun Türk etnik kimliğini tanımamanın dayanağı olarak kullanıyor.
Azınlığın hak mücadelesinin sembolü, 29 Ocak 1988'de yaşanan tarihi direniştir. Trakya Üniversitesi Balkan Araştırma Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Hüseyinoğlu'na göre, o güne giden yolda iki temel etken vardı: Yunan hükümetlerinin 1960'lardan itibaren azınlığa uyguladığı baskı, sindirme ve ayrımcılık ile 1980'lerle birlikte adında "Türk" ibaresi geçen derneklerin mahkeme kararlarıyla kapatılması. 1987'de Yunan Yargıtayı'nın "Batı Trakya'da Türk yoktur" söylemiyle aldığı nihai karar, etnik kimliğin yargı eliyle reddi anlamına geliyordu ve azınlık için "bardağı taşıran son damla" oldu.