İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Gökhan Ereli, Mekke Ortak Savunma Anlaşması kapsamında oluşturulan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesinin ilk toplantısının çıktılarını AA Analiz için kaleme aldı.
***
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos'ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, 31 Ağustos'ta İstanbul'da ilk kurumsal adımını atarak bölgesel girişimlerin çoğunda görülen uzun bekleme dönemini hızlıca geçti. Anlaşmayla tesis edilen Stratejik, Siyasi ve Savunma Komitesinin Çırağan Sarayı'ndaki toplantısı, ittifakın resmi adının belirlenmesinden sekretaryanın konumuna, savunma sanayi işbirliğinin çerçevesinden genişleme yol haritasına kadar bir dizi somut kararın alınmasıyla sonuçlandı. Bu durum üç başkentin de kurulan yapıyı sembolik bir dayanışma beyanı olarak görmediğinin en güçlü kanıtı oldu.
Toplantıya Türkiye adına Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Pakistan adına Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İshak Dar, Savunma Bakanı Khawaja Muhammad Asif ile Kara Kuvvetleri Komutanı ve Genelkurmay Başkanı Asım Munir, Suudi Arabistan adına Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Feyyaz bin Hamid er-Ruveyli katıldı.
Diplomasi, savunma bürokrasisi ve üniformalı komuta kademesini aynı masada buluşturan bu bileşim, gündemin müşterek planlama düzeyine derinleştiğini gösterirken, genelkurmay başkanlarının ilk toplantıdan itibaren sürecin içinde bulunması, birlikte çalışabilirlik ve ortak tatbikat gibi teknik başlıkların takvime bağlanacağına işaret etmektedir.
Toplantıdan çıkan kararlar ise bu ciddiyetle uyumlu bir çerçeve sundu. İttifakın resmi adının “Mekke Savunma İttifakı” olarak belirlenmesi, Riyad'da bir genel sekreter başkanlığında sekretarya kurulması, kurumsallaşmaya dönük adımların hangi sırayla atılacağına ilişkin ön kararların alınması ve savunma sanayisinde ortak teknoloji geliştirme ile müşterek üretimin gündemin merkezine yerleşmesi, üç ülkenin ilk oturumda işlevsel bir gündemle hareket ettiğini ortaya koydu ve bundan sonraki oturumların somut çıktıları hakkında fikir verdi.
Sekretaryanın Riyad'da kurulacak olması, ilk genel sekreterin üç yıl süreyle Pakistan'dan olması ve ilk komite toplantısının İstanbul'da gerçekleştirilmesi, üç ortağın güçlü olduğu alanlarda kurumsal sorumluluk üstlendikleri dengeli bir ittifak mimarisinin ilk taşlarını oluşturuyor.
Riyad, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) genel sekreterliğinden Cidde merkezli İslam İşbirliği Teşkilatına (İİT) ve Riyad'da faaliyet gösteren İslam Askeri Terörle Mücadele Koalisyonu'na uzanan bir kurumsal işletme tecrübesine sahip olduğundan sekretaryanın bütçesini, personelini ve protokol trafiğini ilk günden itibaren taşıyabilecek altyapıyı sunuyor. Pakistan'ın genel sekreterliği üstlenmesi, İslamabad'ın lider ve komuta düzeyindeki diplomasiyi Washington, Pekin ve Körfez başkentleriyle eşzamanlı yürütebilme kabiliyetini yapının merkezine taşıyor ve ittifakın dış temsilini güçlü bir kanala bağlıyor. İstanbul'un ilk toplantıya ev sahipliği yapması ise Türkiye'nin son on yılda müzakere trafiği
Türkiye bu yapıya birbirini tamamlayan üç kaynakla girmekte ve bunların her biri ittifakın kuruluş aşamasında doğrudan karşılık bulmaktadır. İnsansız sistemler, deniz platformları ve elektronik harp alanlarında kendisini kanıtlamış savunma sanayi tabanı, ortak teknoloji geliştirme ve müşterek üretim başlıklarını kısa vadede uygulanabilir kılıyor. NATO içinde onlarca yılda biriken standartlaşma, müşterek planlama ve birlikte çalışabilirlik tecrübesi, yeni kurulan bir yapının en teknik ve en zahmetli kısmında kullanıma hazır bir bilgi havuzunu Türkiye’nin sağladığını göstermektedir. Farklı taraflarla eşzamanlı temas kurma, alışkanlık ve tecrübesi ise ittifakın gerilim düşürücü ve krizleri barı