MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MHP TBMM Grup Toplantısı'nda, Türkiye'nin aynı anda birçok kriz alanını okuyabilen, farklı masalarda bulunabilen, farklı coğrafyalarla konuşabilen nadir devletlerden olduğunu söyledi.
Türkiye'nin hikayesini politik söylemlerle değil üretimle, diplomasiyle, savunma kabiliyetiyle, enerji hamleleriyle, lojistik ağlarıyla, toplumsal dayanışmasıyla ve millet disipliniyle yazdığını belirten Bahçeli, Türkiye'nin dış politik anlayışının da barışı ve istikrarı önceleyen bir çizgiye sahip olduğunu dile getirdi.
Türkiye'nin savaşların yayılmasını, krizlerin derinleşmesini, toplumların yerinden edilmesini, şehirlerin yıkılmasını ve bölgenin kalıcı istikrarsızlık alanına dönüşmesini istemeyeceğini vurgulayan Bahçeli, şunları kaydetti:
"Türkiye, diplomasi kanallarını açık tutar, arabuluculuk imkanlarını değerlendirir, tarafların konuşabileceği zeminleri destekler, gerilimin düşürülmesi için yapıcı rol üstlenir. Ancak, barıştan yana durmak edilgenlik anlamı taşımaz, diplomasiye önem vermek başkalarının hesabına eklemlenmek manasına gelmez. Arabuluculuk herhangi bir küresel veya bölgesel projenin azası haline gelmek şeklinde yorumlanamaz. Türkiye kendi dış politikasını, kendi milli çıkarları, kendi güvenlik öncelikleri ve kendi stratejik çizgisi çerçevesinde yürütür. Hiçbir gücün bölgesel uzantısı olmayız, hiçbir ülkenin güvenlik kaygısının Türkiye'ye karşı bir mevziye dönüşmesine izin vermeyiz. Hiçbir ittifakın veya diploma
Barış siyasetinin yalnız iyi niyetle yürütülemeyeceğine, aynı zamanda güç, hazırlık, caydırıcılık ve sağlam iç cephe istediğine işaret eden Bahçeli, "Sahada gücü olmayanın masadaki sözü zayıflar. Ekonomisi dirençsiz olanın diplomatik hareket alanı daralır. İç cephesi kırılgan olanın dış politikada manevra kabiliyeti azalır. Türkiye'nin barış dili, güçlü devlet kapasitesiyle birlikte düşünülmelidir." diye konuştu.
Türkiye'nin barıştan yana duruşunun, Doğu Akdeniz'de, Ege'de ve Kıbrıs'ta aleyhine gelişen "oldu bittilere" sessiz kalacağı anlamına gelmediğini de belirten Bahçeli, "'Yurtta sulh, cihanda sulh' mefkuresinin şekillendirdiği dış politikamız gereği Türkiye, gerilim arayan bir ülke olmamıştır. Fakat haklarını, güvenlik alanını, deniz yetki sahalarını, Kıbrıs Türkü'nün varlık hakkını ve Ege'deki denge hukukunu yok sayan her adım, karşısında kararlı bir Türkiye bulur." ifadesini kullandı.
Fransa, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum yönetimi ve İsrail'in, Doğu Akdeniz'de kurmaya çalıştığı "güvenlik ve enerji" merkezli temasların dikkatle takip edilmesi gerektiğini kaydeden Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Her devlet kendi dış politikasını yürütür, kendi ittifaklarını kurar. Fakat bu ittifakların Türkiye'yi çevreleme, Kıbrıs Türkü'nü sıkıştırma, Ege'de mevcut dengeyi bozma veya Doğu Akdeniz'de Türkiye'ye rağmen fiili durum üretme amacına yönelmesi halinde buna kayıtsız kalmamız beklenemez. Fransa'nın bölgeye, tarihi komplekslerle, sömürgecilik döneminden kalma alışkanlıklarla ve anakronik güç tasavvurlarıyla bakması istikrar üretmez. Sayın Macron'un siyasi ölçeğini aşan Napolyonculuk hevesine kapılması, dost ve hatta çoğu zaman müttefik olan Türk ve Fransız milletleri arasındaki yüzyıllara sari kadim ilişkilere fayda sağlamaz.
Fransa, Doğu Akdeniz'de Türkiye karşıtı dar hesapların aparatı haline gelirse bundan bölge barışı, Avrupa güvenliği ve Fransa'nın itibarı zarar görür. Şu hususun altını ehemmiyetle çiziyorum, Yunanistan'ın maksimalist taleplerle hareket etmesi hukuk üretmez. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, adanın tamamı adına konuşma alışkanlığı meşruiyet üretmez. İsrail'in kendi güvenlik endişelerini Türkiye karşıtı bölgesel bir düşmanlığa dönüştürme arayışı kalıcı barış üretmez. Bölgeyi dar hesaplara göre yönlendirmeye çalışanlar, yalnız kendileri için değil, bütün bölge için yeni risk kapıları açarlar."