Türkiye'de toplam doğurganlık hızı, 2025 itibarıyla 1,42 seviyesine geriledi. Nüfusun kendini yenilemesi için gerekli eşik olarak kabul edilen 2,1'in altında kalan doğurganlık hızı, son yıllardaki düşüş eğilimini sürdürdü.
Bu değişim yalnızca Türkiye’de değil, dünya genelinde birçok ülkenin nüfus yapısına ve geleceğine ilişkin tartışmaların merkezinde yer alıyor.
Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, dünya genelinde doğurganlık oranı 1950’li yıllarda kadın başına 4,7 çocuk seviyesindeyken 2024 yılına gelindiğinde 2,25’e geriledi. BM projeksiyonlarında bu oranın 2040’lı yılların sonunda nüfusun yenilenme seviyesi olarak kabul edilen 2,1’e yaklaşacağı öngörülüyor.
Çin, Güney Kore, İtalya ve İspanya gibi ülkelerde kadın başına doğum sayısı 1,4'ün altına düşerken, Japonya'dan Avrupa'ya birçok ülkede çocuk yardımları, ebeveyn izinleri ve aile odaklı sosyal politikalarla bu tablonun olumluya dönüştürülmesi amaçlanıyor.
Türkiye'de de değişen nüfus yapısına yönelik politikalar kapsamında 2025 yılı "Aile Yılı", 2026-2035 dönemi ise "Aile ve Nüfus 10 Yılı" ilan edildi.
Türkiye'de demografik dönüşüm, evlilik ve aile yapısına ilişkin verilere de yansıyor.
Türkiye Aile Yapısı Araştırması'nın ön bulgularına göre ilk evlilik yaşı yükselme eğilimini sürdürürken, katılımcıların büyük bölümü kadınlar ve erkekler için ideal evlilik yaşını 25-29 aralığında değerlendirdi.
İlk çocuk sahibi olma yaşının yükselmesiyle ileri yaş gebelikler ve tüp bebek tedavilerine ilişkin başvurular da artış gösterdi.
Boşanma oranlarında uzun vadeli artış eğilimi dikkati çekerken, TÜİK verilerine göre boşanmaların önemli bölümü evliliğin ilk beş yılı içinde gerçekleşiyor.
Küresel ölçekte de evlilik oranlarının gerilemesi, tek kişilik hanelerin yaygınlaşması ve aile yapısındaki dönüşüm birçok ülkede ön plana çıkıyor.