Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Ticaret ve Tarım Direktörü Jansen, kritik mineraller ve Türkiye'nin bu alandaki konumuna ilişkin soruları yanıtladı.
Enerji dönüşümüyle birlikte kritik minerallere ilginin arttığını dile getiren Jansen, "Üyelerimizin yeşil dönüşüme yatırım yapmaya daha fazla ilgi göstermesiyle bu kritik minerallerin yeşil dönüşüm açısından ne kadar önemli olduğu daha görünür hale geldi. Bu nedenle ihracat kısıtlamalarına ve tedarik zincirlerindeki kırılganlıklara maruz kalma durumu önemli bir başlık haline geldi. Dolayısıyla bu zorluk ve konunun önemi zaman içinde giderek arttı." diye konuştu.
Kritik minerallerin tedarikinde temel unsurun "çeşitlendirme" olduğunu belirten Jansen, "Mevcut durumda kritik ham maddelere yönelik birçok pazarda, bazen ham madde aşamasında bazen de işleme aşamasında piyasaların aşırı yoğunlaştığı bir durum söz konusu. Bazı durumlarda belirli bir ürünün küresel pazarının yüzde 90'ı tek bir ülkede olabiliyor. Bu iyi değil." ifadesini kullandı.
Jansen, bu durumun ortaya çıkardığı risklere dikkati çekerek şöyle devam etti:
"Bu durum iki risk barındırıyor. Birincisi, yoğunlaşma bu kadar yüksek olduğunda piyasa doğası gereği bozulur ve normal fiyat oluşumu gerçekleşmez. Ayrıca piyasaya girecek diğer oyuncu sayısı da çok az olur, çünkü piyasaya giriş son derece zordur. İkincisi, baskın konumdaki aktör, ürünlere erişimi engelleme imkanına sahip olur. Bu nedenle çeşitlendirme önemli. OECD olarak, madencilik veya işleme aşamasındaki projelere yatırım için finansman sağlanmasının daha fazla çeşitlendirme açısından önemli bir rol oynayacağının farkındayız. Bu alanda, özellikle OECD ihracat kredileri düzenlemesi çerçevesinde aktif olarak çalışıyoruz."
OECD'nin kritik minerallere yönelik ihracat kısıtlamalarına ilişkin güncel raporunun ortaya koyduğu tabloya değinen Jansen, şunları söyledi:
"Kısaca belirtmek gerekirse, bu eğilimler endişelenmemiz gerektiğini gösteriyor. İhracat kısıtlamalarında 15 yıldır aralıksız artış gözlemliyoruz. Bu kötü bir haber. Giderek daha fazla ülkenin ihracat kısıtlamaları uygulaması, çok taraflı ticaret sistemi açısından hiç iyi bir haber değil. İhracat kısıtlamalarının en ağır türlerinin, burada ihracat yasaklarını kastediyorum, son yıllarda en hızlı artış gösterenler olması da kritik ham maddelerin ticaret sistemi açısından olumsuz bir gelişme olarak öne çıkıyor."
Jansen, sektörde yatırımın zorluklarına ilişkin, "Bu sektörlere yatırım uzun vadeli bir süreç. Yatırımın nerede karlı olabileceğini anlamak zaman alır. Bir projenin hayata geçirilmesi, özellikle madencilik projelerinde, ürünün yer altından çıkarılıp satılabilir hale gelmesi zaman alır. İşleme aşamasında ise gerekli olan şey teknoloji ve sermaye yatırımı. Dolayısıyla ihtiyaç duyulan şey para ve bu paranın uzun vadeli olması gerekir." dedi.
Asıl zorluğun bu noktada ortaya çıktığını dile getiren Jansen, "Yatırımcılar ne tür getiri elde edecekleri ve yatırım yaptıkları piyasalarda hangi fiyatlarla karşılaşacakları konusunda fikir sahibi olmak isterler. Yatırım yapılan piyasa yoğunlaşmışsa ve bu nedenle rekabetçi piyasa koşulları yoksa, bu normalden daha yüksek risk olduğu anlamına gelir." diye konuştu.
Jansen, Türkiye'nin küresel kritik minerallerin tedarikindeki konumuna dikkati çekerek, "Türkiye, kritik mineraller alanında halihazırda önemli bir aktör. Özellikle bor gibi önemli bir ürünün tedarikçisi konumunda ve bir dizi nadir toprak elementinde de önemli rezervlere sahip. Türkiye, daha fazla yatırımın yapılabileceği ve çeşitlendirme sürecinde rol üstlenebilecek ülkeler arasında. Farklı bölgelerden gelen kritik minerallerin lojistiğini ve transit geçişini kolaylaştırma açısından da Türkiye, coğrafi olarak son derece elverişli bir konuma sahip. Türkiye, Asya, Afrika ve Avrupa arasında yer alıyor ve bu nedenle olağanüstü bir ticaret merkezi." değerlendirmesinde bulundu.