Çocuğun ilk ilişkisi, ilk sınırı, ilk saygı deneyimi ve ilk duygusal güvenliği evde kuruluyor. Okul bu temelin üzerine ekleniyor, destekliyor, gözlemliyor ve gerektiğinde müdahale ediyor. Ama çocuğun kişiliğini, duygusal dayanıklılığını ve ilişki kurma biçimini belirleyen ilk alan aile oluyor.
Bir okulda şiddet yaşandığında ilk refleks çoğu zaman suçlu aramak oluyor. Kimi tartışma doğrudan aileye yöneliyor, kimi okul yönetimini ve öğretmeni hedefe koyuyor. Ancak tek bir tarafı işaret eden bu dil, uzun vadede çözüm üretmiyor. Yine de çocukla ilgili ilk ve en temel sorumluluğun ailede başladığını gözden kaçırmamak gerekiyor. Çünkü çocukta ortaya çıkan birçok davranış örüntüsü, ilk olarak evde şekilleniyor; okul ise bunu fark eden, izleyen ve gerektiğinde aileyle birlikte müdahale etmesi gereken ikinci alan haline geliyor. Şiddeti yalnızca evin ya da yalnızca okulun sorumluluğuna yıkan yaklaşım ise meseleyi basitleştiriyor; ancak evin belirleyici rolünü geri plana itmek de tabloyu ek
Peki bir çocukta risk işaretlerini ilk kim görür? Bu işaretleri fark eden yetişkin nasıl harekete geçer? Ve bu müdahalenin gerçekleşebilmesi için aile, öğretmen, okul yönetimi ve çevre arasında nasıl bir güven iklimi gerekir? Bu soruları TRT Çocuk’ta Uzman Psikolog Şehitnur Zülfikar’a yönelttik.
Milli Eğitim Bakanlığının 2024/56 sayılı genelgesi, okullarda şiddetin önlenmesini okul yönetimi, rehberlik servisleri, RAM’lar, ilgili kurumlar ve velileri kapsayan ortak bir sorumluluk alanı içinde ele alıyor. Öğretmen-öğrenci, öğrenci-öğrenci, öğretmen-aile ve aile-öğrenci ilişkileri, şiddetin önlenmesinde temel eksenler olarak kabul ediliyor. Yani mesele sadece okul kapısındaki güvenlik önlemleri değil, okulun ve evin içinde kurulan dil, temas ve güven ilişkisi…
Bu yaklaşım, UNESCO’nun “bütüncül okul yaklaşımı” olarak tanımladığı çerçeveyle de örtüşüyor. Kantin görevlisinden servis şoförüne, okul yöneticisinden ebeveyne kadar çocuğun etrafındaki her yetişkin, aynı erken uyarı sisteminin parçası sayılıyor.
Böyle bir modelde koruyucu mekanizma, tek bir omuza bırakılmıyor; tam tersine birlikte işleyen bir yapı olarak düşünülüyor. Ancak bu yapının ilk halkasını yine aile oluşturuyor. Çünkü çocuk, okula başlamadan çok önce evde ilişki kurmayı, sınırla karşılaşmayı, öfkeyi nasıl ifade edeceğini ve yetişkine nasıl yaklaşacağını öğreniyor.
Şehitnur Zülfikar, “iş ailede biter” ya da “okul görevini yapmadı” gibi kestirme cümlelerin, sorunun karmaşıklığını açıklamaya yetmediğini anlatıyor. “Bu cümleler çoğu zaman iş birliğini de zorlaştırıyor. Çünkü bir tarafı baştan suçlayan dil, diğer tarafı savunmaya itiyor. Sonuçta herkes konuşuyor ama kimse birbirini gerçekten duymuyor.”
“Çocukta bir duygusal yoğunluk olduğunu fark etmemek, zorlanıyor olduğunu ilk başta ailenin, annenin, babasının ve geniş ailenin dikkat etmemesi ya da belli davranışları görüp göz ardı etmesi aslında en önemli faktörlerden birisi”.
Zülfikar, okul ile aileyi birbirinden ayıran değil, birbirini tamamlayan iki alan olarak düşünmek gerektiğini söylüyor. Erken işaretlerin bazen evde, bazen okulda, bazen de çocuğun her iki alandaki davranışları birlikte düşünüldüğünde fark edilebildiğini anlatıyor.
Çocuklarda şiddet eğilimi çoğu zaman bir anda ortaya çıkmıyor. Zülfikar, bu eğilimin çeşitli işaretlerle kendini gösterebileceğini anlatıyor.