Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Analisti Hazel Çağan Elbir, Paşinyan’ın seçim zaferinin Ankara-Erivan ilişkileri ve Güney Kafkasya’daki barış sürecine etkilerini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Nikol Paşinyan’ın liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi’nin 7 Haziran 2026 parlamento seçimlerindeki kesin zaferi, Ermenistan’ın iç siyaseti kadar Güney Kafkasya’nın jeopolitik dengelerini de etkileyen bir dönüm noktasıdır. Ermenistan Merkezi Seçim Komisyonu’nun (CEC) 14 Haziran Pazar günü açıkladığı kesin sonuçlara göre, Paşinyan’ın partisi oyların yüzde 49,74’ünü alarak 105 sandalyeli Ulusal Meclis’te 64 sandalye kazanmış ve tek başına hükümet kurma hakkını elde etmiştir[1].
Paşinyan’ın üçüncü seçim zaferi, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde pragmatik bir ivme yaratma potansiyeli taşımaktadır. Seçim kampanyası boyunca Paşinyan, “barış ve refah” söylemini ön plana çıkarmış, Azerbaycan’la barış anlaşmasını “bağımsız bir gündem” olarak tanımlamış ve Türkiye ile “her türlü işbirliğine açık” mesajlar vermiştir. Bu yaklaşım, 2020’den beri kapalı kalan Türkiye-Ermenistan sınırının kademeli olarak açılması, ticaret hacminin artırılması ve bölgesel bağlantısallığın güçlendirilmesi açısından olumlu bir zemin sunmaktadır. Ankara açısından bakıldığında, Paşinyan’ın iktidarda kalması, Ermenistan’ın Rusya merkezli güvenlik paradigmasından uzaklaşarak çok vektörlü bir dış politi
Ankara için Paşinyan’ın üçüncü dönemi, istikrarlı ve pragmatik bir diplomasi fırsatı anlamına gelmektedir. 2018’den bu yana Ermenistan siyasetine damga vuran Paşinyan, özellikle 2020 Karabağ Savaşı sonrası dönemde Rusya merkezli geleneksel güvenlik paradigmasından uzaklaşarak çok vektörlü ve realist bir dış politika çizgisi benimsemiştir. Bu yaklaşım, Türkiye açısından geçmiş dönemlere kıyasla daha yönetilebilir ve rasyonel bir muhatap profili sunmaktadır.
Geçmişte Rusya yanlısı veya geleneksel güvenlik elitlerinin hâkim olduğu dönemlerde Ermenistan’ın dış politikası, sıklıkla maksimalist talepler, tarihsel revizyonizm ve barışçı olmaktan uzak söylemlerle şekillenmiş; bu durum Türkiye-Ermenistan normalleşmesini sistematik olarak engellemiştir. Buna karşılık Paşinyan’ın “gerçekçi Ermenistan” (Real Armenia) vizyonu, “sıfır sorun” mantığına ve karşılıklı faydaya dayalı bir normalleşme anlayışına çok daha yakındır. Seçim kampanyası boyunca Paşinyan’ın Azerbaycan’la barış anlaşmasını “bağımsız bir gündem” olarak tanımlaması ve Türkiye ile “her türlü işbirliğine açık” mesajlar vermesi, bu realist çizginin somut yansımalarıdır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Paşinyan’ı tebrik etmesi ve ikili görüşmelerin devam etmesi, Ankara’nın bu pragmatik yaklaşıma verdiği olumlu karşılığı açıkça ortaya koymaktadır. Erdoğan’ın tebrik mesajında vurguladığı “bölgede barış ve istikrar” vurgusu, Türkiye’nin Güney Kafkasya politikasının temel eksenleriyle uyumludur. Ancak normalleşme sürecinin hukuki ve siyasi engelleri de göz ardı edilmemelidir.
Ermenistan’ın 2015 Anayasası’nın başlangıç bölümünde 1990 Bağımsızlık Bildirgesi’ne yapılan atıflar, Karabağ’ın birleştirilmesi iması ve Ağrı Dağı’nın devlet sembollerindeki yeri gibi unsurlar içermektedir. Bu hükümler, Azerbaycan’la kapsamlı barış anlaşmasının Anayasa Mahkemesi’nden geçmesini fiilen zorlaştırmakta ve Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin önündeki en önemli hukuki engeli oluşturmaktadır. Paşinyan’ın partisi kesin sonuçlara göre 64 sandalye kazanmış olsa da bu sayı anayasa değişikliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğun (105 sandalyeli mecliste yaklaşık 70 sandalye) oldukça altındadır. Dolayısıyla anayasal reform süreci, muhalefet partileriyle özellikle iş insanı Samvel Karap
Akademik ve diplomatik analizler ışığında en gerçekçi senaryo, aşamalı bir normalleşmedir. 2026-2027 döneminde öncelikli adımlar şu şekilde öngörülebilir:
Sınır kapılarının kademeli açılması ve sınırlı geçişler ile “yük taşımacılığı” formüllerinin genişletilmesi; bölgesel olarak, doğrudan ticaret ve kültürel işbirliği mekanizmalarının kurulması ve Güney Kafkasya’da barış, refah ve işbirliğinin temellerinin atılması; Azerbaycan-Ermenistan barış görüşmelerine paralel diplomatik eşgüdümün (örneğin TRIPP gibi girişimlerle uyumlu adımlar) gözetilmesidir.