Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Furkan Kaya, Rus petrolünün Çin ve Hindistan açısından stratejik önemini ve Çin'in çevreleme politikasının nasıl şekillendiğini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Çin ile Hindistan arasında devam eden örtülü rekabet, ABD/İsrail-İran Savaşı'nın da etkisiyle küresel petrol piyasasında yaşanan güncel hareketlilik üzerinden yeni bir boyut kazandı. Çin, Rus petrolü ithalatını artırarak bir taraftan enerji güvenliğini garanti altına almaya çalışırken diğer taraftan Hindistan’ın ucuz Rus petrolüne erişim alanını da daraltıyor. Dolayısıyla Pekin yönetiminin stratejisi, sıradan bir ticari tercihten ziyade enerji jeopolitiği üzerinden yürütülen bir çevreleme politikası olarak değerlendirilebilir. Enerji diplomasisi üzerinden şekillenen Asya rekabetinde jeoekonomik güç dengelerinin, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın geleceği açısından belirleyici olmaya devam etmesi oldu
Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başlamasıyla Batı’nın Kremlin’e uyguladığı sert ticari ve siyasi yaptırımlar, küresel enerji ticaretinin rotalarında köklü bir değişikliği zorunlu kılmıştı. Bu bağlamda Rusya, Avrupa pazarındaki payını büyük oranda kaybederken petrol ve doğal gaz sevkiyatının ağırlık merkezini Asya ülkelerine kaydırdı. Bu krizi fırsata çevirmek isteyen Çin ve Hindistan ise ucuz Rus petrolünün en önemli iki müşterisi haline geldi. Haziran 2026 verilerine ilişkin raporlara göre Çin, Rusya’nın ham petrol ihracatının neredeyse yüzde 50’sini, Hindistan ise yüzde 36’sını satın aldı. Neticede iki büyük Asya gücü, Rusya’nın enerji gelirlerinin çok önemli bir kısmını karşılamaya başladı.
Elbette bu durum, Çin ve Hindistan’ın Rus petrolü konusunda aynı şartlar altında rekabet ettiği anlamına gelmiyor. Bilhassa Çin’in Rusya ile ortak bir sınıra ve doğrudan boru hattı bağlantılarına sahip olması, büyük enerji şirketleri, geniş tanker ağı ve yaptırımlar karşısında daha dayanıklı hareket edebilen finansal sistemi Pekin’e önemli avantajlar sağlıyor. Hindistan ise Rus petrolünün büyük kısmını deniz yoluyla tedarik ediyor. Dolayısıyla tanker yaptırımları, artan taşıma maliyetleri, sigorta giderleri ve uluslararası ödeme sistemlerinde yaşanan sıkıntılar, Hindistan’ı Çin’e kıyasla çok daha fazla etkiliyor. Bu yapısal farklılık, iki ülkenin aynı Rus petrolüne erişmeye çalışmasına rağme
Rus petrolünün Çin tarafından giderek daha fazla satın alınmasının üç temel sebebinin olduğu söylenebilir. Birincisi, Çin’in stratejik petrol rezervlerini nispeten uygun fiyatlarla doldurmayı amaçlamasıdır. İkinci olarak Pekin, Hürmüz Boğazı krizi ve Orta Doğu’daki risk seviyesinin yükselmesi nedeniyle enerji tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek istiyor. Son olarak ise ABD ile yaşanabilecek yeni bir ticaret savaşı ve olası bir güvenlik krizine karşı hazırlıklı olma ihtiyacı öne çıkıyor. Buradaki esas kritik mesele, Rusya’dan tedarik edilen petrolün Çin açısından yalnızca ucuz bir ham madde olmaması, aynı zamanda muhtemel bir savaş veya güvenlik krizi durumunda deniz yollarının kesintiye uğram
Son verilere göre İran petrolünün Çin pazarındaki payı geriledi ve bu durum Rusya’nın Pekin açısından önemini daha da artırdı. Tahminlere göre ağustos ayında Çin’in İran’dan aldığı petrol günlük 340 bin varile kadar geriledi. Diğer taraftan aynı dönemde Rusya’dan deniz yoluyla gelen petrol miktarı günlük 1,25 milyon varil seviyesinde gerçekleşti. Bu tablo, "Çin, Hindistan’a Rus petrolünü bırakmak istemiyor" ifadesinin arkasındaki jeopolitik anlamı daha belirgin hale getiriyor. Elbette Rusya’nın elinde sınırsız bir petrol rezervi bulunmadığı gibi mevcut koşullarda uluslararası pazarlara ihraç edebileceği petrol miktarı da belirli sınırlar içinde kalıyor.