Kültür, sanat, bilim, spor, siyaset ve iş dünyasının duayen isimlerini "Türkiye'nin Çınarları" projesi kapsamında fotoğraflayan Anadolu Ajansı, akademisyen, edebiyatçı ve yazar Prof. Dr. İskender Pala ile bir araya geldi.
Çocukluk yıllarındaki kısıtlı imkanlardan askerlik hayatındaki kırılma noktalarına, yazarlık disiplininden tarihi karakterleri nasıl içselleştirdiğine dair pek çok konuyu anlatan Pala, gençlere de tavsiyelerde bulundu. Pala, 1960'larda yılda sadece 950 kitabın basıldığı bir dönemde çocukluğunun geçtiğini belirterek edebiyat tutkusunun Teksas, Tommiks ve Peyami Safa'nın "9. Hariciye Koğuşu" eseriyle başladığını söyledi.
Soru: Çocukluk ve öğrencilik yıllarınızda edebiyata ilginiz nasıldı? Karakterinizin temellerinin oluştuğu o yıllarda kitaba ulaşmak sizin için ne ifade ediyordu?
Pala: Bütün yıl boyunca bu koca ülkede 950 kitap yayınlandığı bir yılda doğmuşum. Benim çocukluğumda Mevlana henüz yayınlanmamıştı. Dolayısıyla benim çocukluğumda tarihi romanlar henüz yeni yeni yayınlanmaya başlamıştı. Böyle bir dönemde edebiyata ilgim nasıl oluştu? Her çocuk gibi Teksas, Tommiks okuyarak, biraz Amerikan yerlilerinin nasıl yaşadıklarının zihinlerimizi yıkayan o hegemonyası altında çocukluk yaşadık. O çocukluk içerisinde bir kitaba sahip olmak çok önemli bir katkıydı. Kitaba sahip olmak demek lüks bir şeydi. O yıllarda elime '9. Hariciye Koğuşu" kitabı geçti. Sonradan çok sevdiğim, tekrar tekrar okuduğum ama o ilk okuyuşumun lezzetini hiçbir zaman bulamadığım, hasta yatağımd
Soru: İlk kitabınızı yazdığınız sürece dönecek olursak yazarlık serüveninizde 'çılgınca' dediğiniz adım neydi?
Pala: Lise yıllarımda çok şey yazıyordum. Bir transistörlü radyom vardı. Yatılı okuldaydım. Orada Türk sanat musikisi dinleyerek, onların sözlerini yazardım. O çağlarımda çocukluğumun yahut ilk gençlik yıllarımın getirdiği o duygu aşamasında şarkılar hoşuma gidiyordu, şarkı defterleri tutuyordum. Sonra küçük hikayeler yazıyordum. O zaman Türkiye'de tek radyo vardı. TRT'de "Hikaye Saati" diye bir program vardı. Oraya herkes hikaye gönderir, şansınız varsa orada okunurdu. Benim gönderdiğim ikinci hikaye okundu. Meğer birincisi de okunmuş. Hikaye okunurken radyonun öteki ucunda yerimde duramamıştım. Bunun güzel bir şey olduğunu o zaman hissettim. Yıl sonunda ise biraz megalomanca bir şekilde ro
Soru: Heybeliada Deniz Lisesi'nde öğretmenlik yaptığınız süreçte, öğrencilerinize şiir aşıladığınız için disiplin cezası aldığınız doğru mu?
Pala: Evet, gerçek. Biraz abartılan bir versiyonunu dinledim. Beni askerden bunun için atmadılar ama tabii bir ceza aldım. Ben Divan edebiyatı alanında doktoramı tamamladığım sırada askeri okula girdim. Divan şiiri benim her şeyim, Fuzuli ile ilgili düşünmediğim gün olmuyor. Edebiyat dersine giriyorsunuz, teğmensiniz, beyaz üniformanın içindesiniz. Yani öğrencilerin sizi rol model olarak seçmesi çok kolay. Gençsiniz ve şiirden bahsediyorsunuz. Öğrencilere aruz öğrettim. Askeri okullarda sınıfın kara tahtasının üzerinde megafon olur. Komutan isterse herhangi bir sınıfın düğmesine basıp dinleyebilir. Bir gün komutan çağırdı, 'Teğmen, ben burada savaşacak insanlar yetiştirmek istiyorum, her saa
Soru: Tarihi romanlarınızda Şah İsmail'den Yavuz Sultan Selim'e, Yunus Emre'den Barbaros Hayrettin Paşa'ya kadar pek çok tarihi karakteri işlediniz. Bu karakterleri yazarken nasıl bir sorumluluk hissediyorsunuz?
Pala: Ben çok çalışan bir yazarım. Tarihi karakterleri yazarken onların dünyalarını her yönüyle araştırdıktan, her yönüyle öğrendikten sonra ancak yazmaya başlıyorum yoksa hatalı yazarım. Hatalı yazmamak için de onların çağlarını, o çağın gereklerini, o günün imkanlarını, modasını, o gün diyelim ki Twitter olsaydı hangi konu gündem olurdu, o günün dedikodusu ne olurdu, bütün bunları araştırarak yazarım. İçselleştiririm, ondan sonra kaleme sarılırım. Tek ölçü şu: Hayatları hakkında her şeyi araştırdıktan sonra onları ne kadar doğru yazabilirim? Tarihi gerçekleri yerli yerine koyar, kurguyu etrafında yaparım. Ana karakterlerde kurgu yapmanız mümkün değil. Tarihe mal olmuş bir karakterde kurgu