Sanatın ve dilin toplum üzerindeki etkisinin büyük önem taşıdığını belirten Pala, kültürel varlığın fiziksel varlıktan daha hayati olduğunu vurguladı.
İskender Pala, librettosunu kaleme aldığı ve Anadolu’da Lidya-Pers Savaşları arka planında geçen bir aşk hikayesini konu alan Edusa operasının anlatısındaki kültür kavramına dikkati çekti.
Usta yazar, bir milleti millet yapanın fiziksel varlığından ziyade sahip olduğu kültürel birikim olduğunu belirterek, Edusa’nın hikayesine ilişkin şunları söyledi:
"Toplumların bütün fertleri bir savaşta, bir salgında yahut bir tabii felakette yok olsa ve geriye 4 kişi, 3 kişi, 2 kişi kalsa... Eğer o 2 kişi kültürlerine sahiplerse yeniden o toplum aynı kültür dairesinde aynı millet olarak hayat bulabilir. Ama bütün toplumu öldürüp kültürlerini yaşatmak yerine toplumun kültürünü öldürüp de toplumu yaşatırsanız o millet aynı millet değildir. Onun için bir toplumun fertlerinin ölmesindense kültürün ölmesi daha felakettir. Fertler ölebilir, yeni nesiller gelir ama kültürünüz ölürse gelecek yeni nesiller artık o millet, o toplum, o medeniyet olmaz. Benim ana fikrim buydu. Bunu da bir Anadolu hikayesi üzerinden vermeye çalıştım."
Pala, Edusa'nın isminin Yunan hikayesini çağrıştırdığını aktararak, "İşte tam da oradan yakalamak istiyorum. Yunan medeniyetinin refleksleriyle hareket eden bu toplumun insanlarına kültürün ne demek olduğunu, yerli kültürün neden önemli olduğunu anlatmak istiyorum. Ben bu tarihsel süreçteki hikayeyi biraz da bugüne uyarlayarak, insanların kendilerine bakmaları gerektiğini, 'Yerlilik ve Anadolu ne demek?' anlamaları gerektiğini düşünüyorum. Aslında Yunan hikayesi diye bildiğimiz pek çok şey Anadolu hikayesi. Çünkü esas topraklar bizim topraklarımız ama Yunan medeniyeti almış başını gitmiş. Ben bu sancıyı çekiyorum." diye konuştu.
Bu bağlamda eserde yer alan başkahramanların isimlerindeki gizeme de değinen Pala, Edusa (Asude), Halludas (Sadullah), Kufu (Ufuk) ve Mehte (Ethem) isimlerinin tersten okunduğunda Anadolu’ya ait adlara dönüştüğünü kaydetti.
İskender Pala, Türkiye'de nadiren opera metni yazıldığını söyleyerek, "Hele bazı kesimlerin hiç ilgi alanına girmeyen bir metin. Oysa çok neşeli, zevkli, lezzetli bir alan. Keşke kendi hikayelerimizden operalar çoğalsa. Bizdeki konu zenginliğiyle Batı formu birleştirildiğinde oldukça zengin bir şekilde dünyaya bizden yayılabilir." görüşlerini paylaştı.
Edusa operasının hazırlık sürecine de değinen Pala, sözlerine şöyle devam etti:
"Daha önceden şiir tarzındaki bazı sözlerimin terennüm edildiğini, bestelendiğini biliyorum ama Güldiyar Hanım bana hazırladığı formu dinlettiğinde şunu hissettim: 'Burada şu sözler geçmeli.' O da bana 'Ben sizin yazdığınız metni okurken müzik kendiliğinden zihnimde oluştu.' demişti. Demek ki karşılıklı olmuş. Çünkü enstrümantal olarak sadece müziği dinliyorsunuz. Sözler sizin zihninizde. O güzel bir duyguydu. Şüphesiz insanın ortaya çıkardığı eser, bir çocuğu gibi. Bir çocuğunuz doğduğu zaman seviniyorsunuz. Bu da öyle heyecanlı bir duygu seliydi."
Pala, opera metinlerinin daha sıkıştırılmış olduğunun altını çizerek, "1,5-2 saatlik bir süre içerisinde, söyleyeceklerinizin bir de teganniyle söyleneceğini duyunca ister istemez kısmaya başlıyorsunuz. Bunun için Edusa’yı yazdığımda, bunu nasıl kısaltırım, hangi kelimeler fazlalık diye düşünerek, tekrar üzerinde işçilik yaptım. Ama bir roman yazarken çok daha serbest davranabiliyorsunuz. Librettoda, 350 sayfalık bir romanın konusunu 15 sayfada anlatmanız gerekiyor." dedi.