SETA Berlin Araştırma Direktörü M. Erkut Ayvaz, 6 Eylül'de Almanya'nın Saksonya-Anhalt eyaletinde yapılan seçimleri ve sonuçlarının olası etkilerini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Almanya’nın doğusunda yer alan Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül’de önemli bir eyalet meclisi seçimi yapıldı. Seçime katılım oranı yüzde 77,8 ile rekor bir seviyeye ulaştı. 2021 yılında bu oran yüzde 60,3'tü. Saksonya-Anhalt eyaleti Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) tarafından "kesinleşmiş aşırı sağcı yapılanma" olarak sınıflandırılan Almanya için Alternatif (AfD) Partisi, seçimi önemli bir farkla, geçici resmi sonuçlara göre yüzde 43,8’lik rekor bir oranla, birinci sırada tamamladı. [1] AfD, toplumsal memnuniyetsizlikler üzerinden oluşturduğu söylem ve uç politika vaatleriyle diğer siyasi partileri geride bırakabildi.
Görevdeki Hristiyan Demokrat Birlik Partili (CDU) Saksonya-Anhalt Başbakanı ve üç partili eyalet hükümeti ise büyük bir başarısızlık yaşadı. 2021 eyalet meclisi seçimlerine kıyasla oylarının yaklaşık yarısını kaybeden CDU, yüzde 17,2’ye gerileyerek ikinci sırada yer aldı. Koalisyon partilerinden Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise yüzde 9,3 oy oranına ulaştı. Hür Demokrat Parti (FDP) ise yüzde 5 seçim barajını bile aşamadı. Sol Parti yüzde 8,6, Yeşiller ise yüzde 8,9’luk bir oy oranına ulaştı. Sosyal Adalet ve Ekonomik Anlayış İttifakı (BSW) ise yüzde 5,3’lük oy oranıyla muhtemelen hükümet kurma sürecinde kilit parti olma konumuna erişti. BSW, her ne kadar AfD ile işbirliğini reddetse de özellik
Saksonya-Anhalt Eyalet Meclisi'nde 83 sandalye yer alıyor. Dolayısıyla mutlak çoğunluğa ulaşmak için en az 42 sandalyeye ihtiyaç duyuluyor. Bu bağlamda, AfD seçimi birinci sırada ve yüksek bir oy farkıyla tamamlasa da 39 sandalye ile tek başına mutlak çoğunluğa ulaşamadı. Seçimlerin öncesinde AfD’nin Saksonya-Anhalt yönetiminde, mutlak çoğunluk haricinde hükümet kurma hedeflerine sıcak bakmadığı belirtiliyordu. Diğer yandan partinin federal yönetiminin ise daha esnek bir görüşte olması ve hükümet kurma yetkisinin kendilerinde olduğunu ileri sürmesi, süreci karmaşık bir aşamaya taşıyabilir.
Şansölye partisi CDU başta olmak üzere diğer partiler, AfD ile işbirliği yapmama ilkesini federal düzeyde ve eyaletlerde sürdürüyor. Eyaletlerdeki teşkilatların zaman zaman daha ılımlı yaklaşımları gözlenmiş olsa da AfD ile işbirliğine yönelik bir değişikliğin olması beklentiler arasında değil. Diğer taraftan CDU’nun AfD’ye yönelik “yangın duvarı” olarak nitelendirilen işbirliği yapmama ilkesinin sürdürülebilirliği de sorgulanıyor. Esasen eyalet meclisindeki beş partinin bir araya gelerek AfD karşısında bir çoğunluk oluşturup hükümet kurması meclis aritmetiği açısından mümkün.
Böyle bir senaryoya yönelik ise iki olası engel öne çıkıyor. Öncelikle CDU’nun Sol Parti ile işbirliği yapmasının son derece zor olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Diğer yandan BSW, görevdeki CDU’lu eyalet başbakanına destek vermeyeceğini söyleyerek partilerüstü bir başbakan öneriyor. Bu noktada, ilerleyen gün ve haftalarda daha farklı ve zorlu seçenekler de gündeme gelebilir. Örneğin, meclis aritmetiği açısından beş partinin AfD’ye karşı koalisyon kurması, bir azınlık hükümetinin Sol Parti ve BSW desteğiyle kurulması veya BSW’nin AfD’li bir azınlık hükümetini tolere etmesi gibi farklı ihtimaller söz konusu olabilir.
AfD’nin bu son başarısının 20 Eylül’de Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerinde yapılacak seçimleri de etkilemesi muhtemeldir. Federal siyasete kısa ve orta vadedeki etkilerine bakıldığında ise önümüzdeki gün ve haftalarda partileri zorlu süreçler bekliyor. Mevcut politika tercihlerine yönelik revizyon talepleri ve personel değişiklikleri gündeme gelebilir. SPD Eş Genel Başkanı Lars Klingbeil’ın da belirttiği üzere, sonuçların “Berlin’e yönelik bir sinyal” olması, başta emeklilik reformu olmak üzere planlanan yasal düzenlemeleri de tartışmaya açabilir. [2] Almanya’nın doğusundaki üç CDU’lu eyalet başbakanının bu reforma daha önce karşı çıktığı da unutulmamalıdır.