AA'nın "COP31'de Öncelikli Alanlar" dosyasının bu bölümünde, COP31 Eylem Gündemi'nin 10 öncelikli temasından biri olan "yeşil sanayileşme" başlığı ele alındı.
Türkiye'nin ev sahipliğinde kasım ayında düzenlenecek Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) Eylem Gündemi'nde belirlenen 10 öncelikli tema arasında yer alan yeşil sanayileşme başlığında, sanayinin düşük karbonlu üretime geçişi ve çevresel etkilerinin azaltılması amaçlanıyor.
Sanayide yeşil dönüşüm, aynı zamanda Eylem Gündemi'ndeki 6 küresel uygulama hedefinden biri olarak belirlendi. Bu kapsamda üretim ve imalat sektöründe döngüsel malzeme kullanım oranının 2035'e kadar en az yüzde 15 seviyesine ulaşması ve böylece hem emisyon azaltımı hem de kaynak tasarrufu sağlanması bekleniyor.
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi ve İklim Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Voyvoda, yeşil sanayileşmenin yalnızca iklim politikası değil, aynı zamanda küresel ekonomi ve sanayi dönüşümünün merkezinde yer alan bir süreç haline geldiğini belirtti.
Sanayi sektörünün hem doğrudan hem de elektrik talebi üzerinden dolaylı olarak küresel emisyonlarda belirleyici rol oynadığının altını çizen Voyvoda, "Sanayi üretimi ve sanayinin enerji gereksiniminin büyük ölçüde fosil yakıtlardan karşılanıyor olması, her yıl küresel sera gazı emisyonlarının doğrudan yaklaşık yüzde 21'inden, elektrik talebi üzerinden de dolaylı olarak yaklaşık yüzde 30'undan sanayi sektörünün sorumlu olduğunu gösteriyor. Bu tablo, dönüşümün kaçınılmaz olduğunu ortaya koyuyor. Yalnızca emisyon azaltımı değil, üretim süreçlerinin de tümden yeniden tasarlanması gerekiyor. Yeşil sanayileşme dediğimiz şey aslında sanayinin karbon yoğun yapısından çıkıp düşük karbonlu bir üretim
Yeşil sanayileşmenin kapsamının yalnızca iklim değişikliğiyle sınırlı olmadığını vurgulayan Voyvoda, hava ve su kirliliği, doğal kaynakların hızla tükenmesi, kritik minerallerin aşırı kullanımı, arazi tahribatı, ormansızlaşma ve tehlikeli atıkların yönetimi gibi çok boyutlu çevresel sorunların tamamına yanıt üretecek bir dönüşümden söz edildiğini aktardı.
Voyvoda, yeşil sanayileşmenin aynı zamanda küresel ekonominin yapısal sorunlarıyla birlikte okunması gerektiğinin altını çizerek, 2008-2009 küresel krizinden bu yana dünyanın düşük büyüme, üretkenlik tıkanması ve artan eşitsizliklerle tanımlanan çoklu kriz dönemine girdiğini anlattı.
Bu dönemde gelişmiş ekonomilerin yeniden sanayileşme ve teknoloji odaklı büyüme arayışına yöneldiğinden bahseden Voyvoda, "ABD'de Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA), Avrupa Birliği'nin (AB) Yeşil Mutabakatı ve Çin'in 1+N stratejisi, yeşil dönüşümün aynı zamanda aktif bir sanayi politikası haline geldiğini gösteriyor. Bu sürecin en kritik özelliği, jeopolitik rekabetle iç içe geçmesi. Tedarik zincirleri yeniden kurgulanıyor, stratejik sektörler ulusal güvenlik perspektifiyle ele alınıyor ve iklim politikaları aynı zamanda ticaret politikasına dönüşüyor." diye konuştu.
Özellikle AB ile yüksek ticaret bağı nedeniyle sürecin Türkiye açısından doğrudan etkiler ürettiği değerlendirmesini yapan Voyvoda, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Türkiye'nin ihracat yapısının önemli bir kısmı AB'ye dayanıyor. Bu nedenle AB'nin yeşil dönüşüm politikaları ve sınırda karbon düzenlemeleri Türk sanayisi için doğrudan belirleyici hale geliyor. Yeşil sanayileşme Türkiye açısından yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda ekonomik sürdürülebilirlik meselesi. Bu sürecin dışında kalmak, ihracat kaybı, rekabet gücünün zayıflaması ve mevcut yapısal ekonomik sorunların derinleşmesi anlamına gelir."