Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Prof. Dr. Toğrul İsmayıl, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Karadeniz'e etkilerini ve Türkiye'nin buradaki duruşunu AA Analiz için kaleme aldı.
***
Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Karadeniz'de ulaştığı son aşama, artık yalnızca iki ülkenin deniz kuvvetleri arasındaki mücadele olarak okunamaz. Ticari gemilerin, limanların, enerji tesislerinin ve deniz taşımacılığının giderek daha fazla risk altına girmesi, savaşın ekonomik ve jeopolitik etkilerinin Karadeniz'in çok ötesine taşındığını gösteriyor. Bugün sorulması gereken yalnızca "Karadeniz’de gemileri kim vuruyor?" değildir. Daha önemli soru şudur: Karadeniz, savaşın yeni bir cephesine mi dönüşüyor?
Son dönemde yaşanan gelişmelerin merkezinde Rusya ve Ukrayna bulunuyor. Ancak iki tarafın denizdeki stratejik hedefleri aynı değil. Ukrayna, Rusya'nın Karadeniz Filosu'nu, enerji altyapısını ve deniz yoluyla yürüttüğü lojistik faaliyetleri zayıflatmaya çalışıyor. Rusya ise Ukrayna'nın limanlarını, tahıl terminallerini ve deniz yoluyla ihracat kapasitesini hedef alarak Kiev'in ekonomik dayanıklılığını kırmayı amaçlıyor.
Bu nedenle ticari gemilere yönelik her saldırıyı aynı kategoride değerlendirmek doğru olmaz. Bazı olaylarda gemilerin doğrudan hedef alındığı iddiaları gündeme gelirken bazıları limanlara veya çevredeki askeri ve ekonomik altyapıya yönelik saldırıların sonucu olarak ortaya çıkıyor. Ancak bütün bu gelişmelerin ortak bir sonucu var: Karadeniz’de sivil deniz taşımacılığı artık savaşın dolaylı değil, giderek doğrudan etkilenen unsurlarından biri haline geliyor.
Bu durum tesadüf değil. Savaşların modern karakteri değişiyor. Cephede askeri üstünlük sağlamak kadar karşı tarafın ekonomik damarlarını kesmek de stratejik bir hedef haline geliyor. Karadeniz ise bunun için son derece elverişli bir alan. Çünkü Karadeniz yalnızca bir güvenlik havzası değil; aynı zamanda tahıl, enerji, hammadde ve ticaret yollarının kesiştiği stratejik bir ekonomik alandır.
Dolayısıyla bir limanın vurulması yalnızca askeri bir sonuç doğurmuyor. Bir ticaret gemisinin risk altına girmesi yalnızca o geminin güvenliğini ilgilendirmiyor. Sigorta maliyetleri yükseliyor, navlun fiyatları artıyor, rotalar değişiyor ve küresel tedarik zincirleri bundan etkileniyor. Karadeniz'deki herhangi bir güvenlik krizi, kısa sürede Avrupa'dan Orta Doğu'ya ve Afrika'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada ekonomik sonuç yaratabiliyor.
Buradaki asıl tehlike ise askeri hedeflerle ticari faaliyetler arasındaki sınırın giderek bulanıklaşmasıdır. İnsansız deniz araçlarının, uzun menzilli füzelerin ve farklı gözetleme teknolojilerinin yaygın biçimde kullanıldığı bir savaş ortamında, ticari gemilerin yanlışlıkla olsa bile hedef alınması veya saldırıların ticari deniz taşımacılığını doğrudan etkilemesi ihtimali giderek artıyor.
Bu noktada Karadeniz'de güvenli bir deniz koridoru oluşturulması fikri yeniden önem kazanıyor. Fakat burada kritik soru şudur: Bu koridoru kim koruyacak?
Türkiye'nin tek başına askeri güvenlik sağlayıcısı olması gerçekçi ve rasyonel değildir. Ankara'nın böyle bir rol üstlenmesi, Türkiye'yi savaşın fiili taraflarından biri haline getirme riskini beraberinde getirebilir. Buna karşılık Türkiye'nin öncülüğünde, Rusya ve Ukrayna'nın yanı sıra Birleşmiş Milletler'in (BM) dahil olduğu çok taraflı bir mekanizma oluşturulması daha uygulanabilir bir seçenek olarak öne çıkıyor.