Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, Türkiye'de plastik atık sorunuyla mücadelede izlenebilecek yolları ve Sıfır Atık Projesi'nin bu süreçteki rolünü AA Analiz için kaleme aldı.
***
Bir plastik ürünün hayatımızdaki birkaç dakikalık kullanımı ile doğadaki etkisinin onlarca hatta çok daha uzun yıllara yayılan hikayesi arasındaki çelişki, bugün insanlığın karşı karşıya olduğu en önemli çevresel meselelerden biridir. Ancak plastik meselesini yalnızca doğaya bırakılan bir şişe, sahile vuran bir poşet veya geri dönüşüm kutusuna atılmayan bir ambalaj üzerinden okumak artık yeterli değildir.
Türkiye'nin önündeki asıl mesele, plastiğin kendisinden ziyade plastik döngüsünü nasıl yöneteceğimizdir. Bu yaklaşımın Türkiye'deki en güçlü karşılığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın öncülüğünde dünyaya yayılan Sıfır Atık Hareketi'dir. Sıfır Atık, başlangıçta atıkların azaltılması ve geri kazanılması hedefiyle ortaya çıkmış olsa da bugün çok daha kapsamlı bir dönüşüm vizyonuna işaret etmektedir. Bu vizyon bize, atık ortaya çıktıktan sonra ne yapacağımız kadar, o atığın neden ortaya çıktığını ve üretim-tüketim sistemimizi nasıl değiştirebileceğimizi de sormamız gerektiğini hatırlatmaktadır.
Plastik konusunda da ihtiyacımız olan tam olarak budur.
Plastikler sanayiden tarıma, sağlıktan gıdaya, ulaştırmadan turizme kadar hayatın hemen her alanında stratejik işlevler üstleniyor. Hafif, dayanıklı, ekonomik ve çok yönlü olmaları nedeniyle plastikleri bir gecede hayatımızdan çıkarmak ne gerçekçidir ne de doğru bir politika yaklaşımıdır.
Sorun, plastiğin varlığı değil, gereksiz kullanım, kısa ömürlü tüketim modelleri, tek kullanımlık ürünler ve kullanım sonrasında malzemenin ekonomiye yeniden kazandırılamamasıdır.
Dünya genelinde yıllık plastik üretimi 400 milyon tonun üzerine çıkmış durumda. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre, plastik üretimi 2000-2019 döneminde 234 milyon tondan 460 milyon tona yükseldi. İlave politika tedbirleri alınmadığı takdirde küresel plastik atığının 2060'a kadar yaklaşık üç katına çıkması bekleniyor.
Bu tablo bize açık bir mesaj veriyor: Bugünün yöntemleriyle yarının plastik sorununu çözemeyiz.
Türkiye açısından da mesele yalnızca çevre politikası değildir. Plastik, üretim, istihdam, ihracat, enerji, hammadde, dış ticaret, teknoloji ve rekabet gücüyle doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla plastik dönüşümünü çevre ile ekonomi arasında bir tercih olarak değil, çevresel sorumluluk ile ekonomik rekabetçiliği aynı anda güçlendirecek bir dönüşüm alanı olarak görmeliyiz.