Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfında (SETA) savunma araştırmacısı olan Sibel Düz, SIPRI raporu çerçevesinde küresel savunma harcamalarındaki yükselişin nedenlerini ve Türkiye’nin savunma sanayisindeki stratejik konumunu AA Analiz için kaleme aldı.
***
Stockholm merkezli Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) yayınladığı son araştırmaya göre, küresel askeri harcamalar 2025 yılında yüzde 2,9 artarak, 2 bin 887 milyar dolara ulaşmıştır. Bu artış, askeri harcamalarda 11 yıldır süren kesintisiz yükselişi teyit etmektedir. Dünya genelindeki askeri harcamaların yüzde 58’inin Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Rusya, Almanya ve Hindistan tarafından yapıldığı görülmektedir. Süregelen Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa ülkelerinin güvenlik kaygılarını perçinlemiş, yüzde 14 artışla 864 milyar dolara ulaşan Avrupa’nın askeri harcamaları rekor seviyelere ulaşmıştır. Öte yandan, 2025 yılında Lahey Zirvesi'nde kabul edilen çerçeve ve ittifak içi
Bu rakamlar yalnızca bütçe artışını değil, devletlerin güvenlik algısındaki yapısal kırılmayı da göstermektedir. Söz konusu artış eğiliminin arka planında pek çok bölgesel ve bireysel faktörden bahsedilebilir:
Askeri modernizasyon çabaları, süregelen çatışmalar ve gerilimler, ülkelerin artan tehdit algısı, sistemik belirsizlikler ve siyasi muğlaklıklar, savaşın niteliğindeki değişim. Fakat en temel gerekçe olarak uluslararası sistemin daha çatışmacı ve belirsiz hale gelerek, mevcut güvenlik ortamının uzun vadeli kriz ve bölgesel çatışma ihtimalinin giderek somutlaştığı bir güvensizlik iklimine girmesi gösterilebilir. Bu durum, ülkeleri savunma mimarilerini güçlendirerek caydırıcılık kapasitelerini artırmaya, taarruzi kabiliyetlerini artırarak karşılıklı güvenlik ikilemini derinleştirmelerine ve nihayetinde uzun vadeli bir silahlanma döngüsüne sevk etmektedir.
Stratejik, teknolojik ve ekonomik düzlemlerde de bu eğilimi doğru okumak gerekmektedir. Küresel aktörlerin güç rekabetleri savunma alanında da tesirini göstermekte, savunma planlamaları yapılırken sadece konvansiyonel yeteneklerin geliştirilmesi yeterli kalmamakta, bu da daha fazla bu alanda kaynak aktarımını elzem hale getirmektedir. Rusya-Ukrayna Savaşı ile mühimmat stokları, hava savunma sistemleri, zırhlı birlik kapasiteleri ve savunma sanayisi kapasitesi yeniden stratejik öncelik haline gelmiş, Avrupa’yı gecikmiş bir restorasyona iterek savunma yatırımlarının artırılmasına neden olmuştur. Benzer bir etkiyi çatışma riskinin arttığı Hint-Pasifik ve hem savunma hem de bölgesel güç rekabeti
Ancak savunma harcamalarındaki artışın stratejik anlamı, yalnızca harcanan miktarla değil, bu kaynağın hangi kabiliyetlere yöneldiğiyle belirlenmektedir. Savunmaya ayrılan bütçelerin büyüklüğünden ziyade, kaynakların niteliksel olarak neye harcandığı da bu nedenle bir diğer önemli parametredir. Eğer devletler hava savunmasına, mühimmat üretimine, lojistiğe, bakım-onarıma, yedek parça kapasitesine, siber dayanıklılığa ve kritik altyapı korumasına yatırım yapıyorsa, bu daha çok savunmacı caydırıcılık üretmektedir. Fakat kaynaklar uzun menzilli taarruz kapasitesine, ani baskın gücüne, ileri üslenmeye ve stratejik füze modernizasyonuna aktarılıyorsa, bu karşılıklı tehdit algısını besleyerek raki
Öte yandan, SIPRI verileri küresel savunma harcamalarının sivil ekonomiye etkileri ve sosyo-ekonomik getirisi üzerine önemli bir veriyi de aktarmaktadır. Askeri harcamaların dünyanın Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) içindeki payının 2024’te yüzde 2,4 iken 2025’te yüzde 2,5 olduğu, askeri harcamaların, 2025’te dünya genelinde kamu harcamalarının ortalama yüzde 6,9’una tekabül ettiği tespit edilmiştir. Askeri harcamaların artması ile mali alanı dar ülkelerde sosyal bütçelerin doğrudan baskı altına girdiği görülmektedir. Burada bütçenin büyüklüğü kadar kompozisyonuna da önem atfetmekte fayda vardır. Savunma bütçesi ithal silah alımı, personel gideri ve kısa vadeli stok takviyesi gibi tüketim o