ORSAM Levant Çalışmaları Koordinatörü Dr. Oytun Orhan, Suriye’de Süveyda sorununun çözüm dinamiklerini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Suriye’de devrim sonrasında ülkenin nasıl bir siyasi yapıya kavuşacağına ilişkin mücadele, büyük ölçüde iki farklı vizyon üzerinden ilerledi. İlk vizyon; Suriye’nin siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasını, merkezi devlet kapasitesinin güçlendirilmesini, ülke üzerindeki dış müdahalelerin sınırlandırılmasını ve Suriye’nin yeni bölgesel düzene egemen bir devlet olarak entegrasyonunu öngörüyor. Suriye hükümeti ve onun temsil ettiği geniş toplumsal kesimlerin yanı sıra Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerinin önemli bölümü bu yaklaşımı destekliyor.
Buna karşılık ikinci eğilim, farklı gerekçelerle de olsa merkezi devlet otoritesinin sınırlandırıldığı federal, ademi merkeziyetçi veya fiilen parçalı bir Suriye ortaya çıkmasını savunan aktörlerden oluşuyor. SDG’nin kuzeydoğudaki yapılanması, eski rejim kalıntılarının kıyı bölgesinde oluşturmaya çalıştığı nüfuz alanı ve Süveyda’da özerk bir siyasi-güvenlik düzeni kurmaya çalışan Hikmet el-Hicri çizgisindeki Dürzi aktörler bu ikinci eğilimin örneklerini oluşturuyordu.
Bu üç alan birbirinden bağımsız değildi. Kuzeydoğu Suriye, Süveyda ve kıyı bölgesindeki gelişmeler adeta “birleşik kaplar” mantığıyla birbirini etkiledi. Merkezi otoritenin bir bölgede zayıflaması diğer aktörlerin taleplerini güçlendirirken, Şam’ın bir dosyada elde ettiği başarı diğer bölgelerdeki pazarlık gücünü artırdı. İsrail’in “Dürzileri koruma” söylemi üzerinden Süveyda’da yarattığı statüko da bu nedenle yalnızca yerel bir mesele değildi. İsrail açısından Süveyda’da merkezi otoritenin dışında kalıcı bir güvenlik ve siyasi alan yaratılması, benzer modellerin ülkenin başka bölgelerinde de güçlenmesine hizmet edebilirdi.
SDG’nin feshi ve kuzeydoğunun merkezi devlet yapısına entegrasyonu bu denklemi önemli ölçüde değiştirdi. Bu gelişme Şam’ın ülke çapında egemenliğini tesis etmesi açısından olduğu kadar Süveyda’nın geleceği açısından da kritik bir kırılma yaratabilir. Suriye’de silahlı ve bölgesel özerklik modellerinden birinin tasfiyesi, diğerlerinin sürdürülebilirliğini imkansız hale getirecektir.
Süveyda, 8 Aralık 2024 sonrasında Şam’ın merkezi otoriteyi tesis etme politikasına en güçlü direncin ortaya çıktığı bölgelerden biri oldu. Dürzi toplumunun yerel güvenlik konusundaki hassasiyeti, yaygın silahlı gruplar ve Hikmet el-Hicri etrafında gelişen ayrılıkçı çizgi, Şam ile ilişkileri giderek gerginleştirdi. Temmuz 2025’te Dürziler ile Arap kabileler arasında başlayan çatışmalar, hükümet güçlerinin müdahalesi ile çok aktörlü bir güvenlik krizine dönüştü. İsrail’in “Dürzileri koruma” gerekçesiyle devreye girmesi ve Şam’daki Savunma Bakanlığı ile Halk Sarayı dahil olmak üzere Suriye hükümetine ait hedeflere saldırması, askeri dengeyi değiştirdi ve Şam güçlerinin Süveyda’dan çekilmesinde
Ortaya çıkan statüko bugün de büyük ölçüde devam ediyor. Süveyda şehri ve Dürzi nüfusun yoğun olduğu iç kesimlerde Hicri çizgisindeki Ulusal Muhafız etkiliyken, batı ve kuzey kırsalındaki bazı bölgeler Suriye hükümetinin kontrolünde bulunuyor. İsrail’in Mart 2026’da yeniden askeri müdahalede bulunması ise Şam’ın geniş çaplı bir operasyon seçeneğinin halen ciddi dış sınırlamalarla karşı karşıya olduğunu gösterdi.
Şam açısından Süveyda’nın çözümü muhtemelen tek bir askeri veya siyasi hamleden değil, birbirini tamamlayan birkaç sürecin eş zamanlı yürütülmesinden geçecektir. Bunların ilki Dürzi toplumuna yönelik kapsamlı bir siyasi açılım olabilir. Çünkü Süveyda’da homojen bir Dürzi siyasi cephesinden söz etmek mümkün değildir. Hicri ve Ulusal Muhafız çevresi ademi merkeziyetçilik ve yerel güvenlik özerkliğini savunurken, Süleyman Abdulbaki ve Leys Belus gibi aktörler Şam ile entegrasyona daha açık bir çizgiyi temsil etmektedir. Ayrıca sivil toplum içinde Hicri liderliğine mesafe koyan kesimler bulunmaktadır.