Türkiye Araştırmaları Vakfında Araştırmacı Ahmet Arda Şensoy, Suriye'nin, ABD tarafından "Terörü Destekleyen Ülkeler" listesinden çıkarılmasının ve SDG'nin feshedilmesinin ne anlama geldiğini AA Analiz için kaleme aldı.
***
ABD Başkanı Donald Trump'ın 36. NATO Zirvesi kapsamında Ankara'da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile görüşmesinin ardından aldığı Suriye'yi Teröre Destek Veren Ülkeler listesinden çıkarma kararı, 45 günlük kongre itiraz süresinin dolması sonrası ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun imzasıyla yürürlüğe girdi. Esed rejiminin devrildiği Aralık 2024 sonrasında diplomatik ve ekonomik alanda dünyaya entegre olmak için çok büyük adımlar atan ve başarılar kazanan Şam yönetimi için ABD'nin aldığı bu son karar büyük bir zafer anlamına geliyor. Öte yandan İsrail'in İdlib yakınlarındaki Ebu Zuhur Üssü'ne saldırısı ise yeni dönemde ülkenin yeniden inşası ve iç savaşın yaralarını sarma konusunda en büyük
Tüm bu gelişmeler ve özellikle Suriye'nin ABD tarafından "terörü destekleyen ülkeler" listesinden çıkarılması, yalnızca bir yaptırımları kaldırma imzası olmaktan öte Suriye'nin Esed sonrası dönemde yeni bir bölgesel düzenin parçası olma açısından büyük bir ivme kazandığını gösteriyor.
ABD'nin Suriye'yi "Teröre Destek Veren Ülkeler" listesinden çıkarması, 1979'dan beri devam eden bir statünün sona ermesi anlamına geliyor. Bu karar, Şam'ın ABD açısından artık devlet destekli terörizmin parçası olarak sınıflandırılmadığını ortaya koyarken, özellikle finansal işlemler, uluslararası bankacılık, yatırım ve ekonomik ilişkiler bakımından Suriye'nin önündeki önemli bir hukuki ve siyasi engeli ortadan kaldırıyor.
Suriye'nin "Teröre Destek Veren Ülkeler" listesinden çıkarılması, ekonomik sonuçlarından önce politik ve diplomatik bir zafer olarak okunmalıdır. Listenin diğer üyeleri olan Küba, İran ve Kuzey Kore düşünüldüğünde ve Suriye'nin listede en uzun süre kalan ülke olduğu göz önüne alındığında kararın önemi daha net anlaşılabilir. Dolayısıyla bu listede olmak ekonomik yaptırımlardan da önce ABD'nin o ülkeyi uluslararası sistemde nasıl konumlandırdığını görmek açısından değerli. Dolayısıyla Suriye'nin listeden çıkarılması, Trump yönetiminin Şam'la nasıl bir ilişki kurmak istediğinin ilanı niteliğinde.
Suriye açısından kararın ikinci ve belki de en somut boyutu ekonomik. ABD'nin "Teröre Destek Veren Ülkeler" listesinden çıkarma kararı, daha önce kaldırılan yaptırımların ekonomik anlam kazanabilmesi için gerekli son büyük adımlardan birini oluşturuyor. Çünkü özel sektörün ve uluslararası sermayenin Suriye'ye girmesinin önündeki hukuki ve finansal belirsizliklerin önemli bir bölümü artık ortadan kalkmış durumda. Özellikle bankacılık işlemleri ve küresel finans sistemiyle yeniden bütünleşme açısından Suriye için yeni bir dönem başlıyor. Suriye'nin yeniden inşası için yaklaşık 260 milyar dolara ihtiyaç duyulması, bu kararı, hem mevcut yatırım anlaşmalarının hayata geçirilip yenilerinin hız kaz
Karar ayrıca ABD'nin Suriye'ye yönelik sivil yardımlarını, askeri satışlarını ve çift kullanımlı teknolojilerin transferini sınırlayan önemli engellerin de ortadan kalkması anlamına geliyor. Daha da önemlisi, Washington'ın Suriye’ye askeri yardım sağlamasının veya gelecekte bir askeri anlaşma imzalamasının önündeki temel hukuki engellerden biri ortadan kalkmış oluyor. Bu durum, kararın ekonomik olduğu kadar güvenlik ve savunma alanında da Şam'ın uluslararası sisteme entegrasyonu açısından yeni bir kapı açtığını gösteriyor.
Kararın yürürlüğe girdiği günlerde Suriye’nin içinde ve çevresinde yaşanan gelişmeler, bunun aynı zamanda ülkenin geleceğine ilişkin daha büyük bir mücadelenin parçası olduğunu gösteriyor. İsrail’in Ebu Zuhur Üssü'ne saldırısı, Suriye'nin diplomatik entegrasyonunu ve yeniden inşa sürecini baltalayabilecek güvenlik risklerinin hala devam ettiğini ortaya koyarken, ABD Kongresi'nin 45 günlük itiraz süresinde karara yönelik hiçbir itirazda bulunmaması ise Washington’daki siyasi dengeler açısından dikkat çekici bir gelişme oldu. İsrail yanlısı çevrelerin etkisinin bulunduğu Kongre'de dahi Trump yönetiminin Suriye politikasına açık bir siyasi direnç oluşmadığını gösteriyor. Özellikle bir ara seçim