Padişahların kitaplarla ilişkileri, en uç sınır boylarına kadar uzanan kütüphane kültürü ve "Kitapların Sultanları" adlı yeni eserine ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan Erünsal, Osmanlı padişahlarının entelektüel dünyasına ve kütüphanecilik tarihindeki dönüm noktalarına dair dikkati çeken detayları paylaştı.
Araştırma sırasında entelektüel karakteri ve kitap tutkusuyla en çok etkilendiği padişahın Sultan 1. Mahmud olduğunu belirten Erünsal, "Onun saltanatı ancak son zamanlarda ciddi araştırmalara konu olmaya başladı. Yalova'da bir kağıt fabrikasının kurulması, İbrahim Müteferrika'dan sonra kapanan matbaanın yeniden faaliyete geçirilmesi de onun döneminde. Ayrıca açmayı başardığı Ayasofya, Fatih ve Galatasaray gibi üç büyük kütüphaneyle 1. Mahmud'un saltanat dönemini 'Osmanlı kütüphanelerinin altın çağı' olarak adlandırıyorum." dedi.
Erünsal, Sultan 1. Mahmud'un kitap sevgisinin sınır tanımadığını vurgulayarak, şu bilgileri verdi:
“(1. Mahmud) İstanbul’daki bu kütüphaneler dışında imparatorluğun en uzak bölgelerindeki kalelerinde bile kütüphane kuruyor. Saltanatının son yıllarında yaptırmaya başladığı külliyesinde büyük bir kütüphane planlıyor. Hatta bu kütüphaneye konulacak koleksiyonun bazı kitaplarını da hazırlatıyor. Ancak külliyeyi tamamlayamadan vefat ediyor. Yerine geçen kardeşi 3. Osman bu külliyeyi tamamlıyor ve kendi adını veriyor. Ayrıca ne acıdır ki yeni padişah, 1. Mahmud'un vakfettiği kitapların üzerindeki vakıf kayıtlarını ve mühürlerini de kazıtıp kapatarak kendi mührünü koyduruyor.”
Osmanlı'da kütüphane kurma motivasyonunun temelinde "hayır yapma" ve "sadaka-i cariye" arzusunun yattığını kaydeden Erünsal, bunun İstanbul ile sınırlı kalmadığını, imparatorluğun en uzak kalelerine kadar ulaştığının altını çizdi.
İsmail Erünsal, Osmanlı'da sosyal hizmetlerin vakıflar tarafından yürütüldüğünü anlatarak, şöyle devam etti:
"Mektep, medrese, han, hamam, hastane, çarşı, çeşme, tekke, köprü vb. birçok kurum, işletme ya da yapı vakıflar aracılığıyla inşa edilip işletiliyordu. Tabiatıyla kütüphaneler de bu vakıf sisteminin bir parçasıydı. Genel olarak vakıf kurmadaki temel motivasyon hayır yapmak ve Peygamberimizin bir hadisinde buyurduğu gibi 'sadaka-i cariye' yani kişi vefat ettiğinde arkasında devam eden bir amel bırakma arzusu... Bu motivasyon ile İslam kültüründeki ilme değer verme, alime hürmet, talebeye destek olma gibi teşvik edici hususlar birleştiğinde kütüphane vakfetmenin önemi kendiliğinden ortaya çıkıyor."
1. Mahmud'un Belgrad Kalesi'nde kurduğu kütüphaneden bahseden Erünsal, "Hatta sır katibinin yazdığına göre padişah, Belgrad kalesindeki kütüphaneye gidecek mushafları ve 'kütüb-i nefise'yi temaşa ediyor. Kitaplar Belgrad’a ulaştığında da oradaki yerel idarecilere Belgrad kalesindeki kütüphaneye gönderdiği kitapların kütüphane dışına çıkarılmaması için emirler gönderiyor. Takibi görüyorsunuz değil mi? Koskoca padişah ama kitaba, kütüphaneye ilgisi çok büyük." görüşlerini paylaştı.
Erünsal, Osmanlı bürokrasisinde görev yapan Reisülküttab Mehmed Raşid Efendi'nin Kayseri'de, 2. Murad devri vezirlerinden Saruca Paşa'nın Gelibolu'da, 1. Mahmud'un Ayasofya'da kurduğu pek çok kütüphane olduğunu dile getirdi.
Kitaba erişimde sahafların rolüne de değinen Erünsal, kitap temininde İstanbul ve Edirne'nin kritik bir yer tuttuğunun altını çizerek, "Medrese öğrencilerinin ihtiyaç duyduğu eserler yanında Edirne'deki sahaflar, sınır boylarındaki halkın ve askerlerin kıraat meclislerinde okuduğu kitapların nüshalarını da çoğaltıyordu. Edirne'de 17. yüzyılda bir sahaf dükkanının raflarında pek çok kitabın yanında onlarca cilt halinde Hamzaname, Battalname, Danişmendname gibi eserlerin bulunduğunu biliyoruz. Bu hikayelerin küffara karşı yapılan cihatlarda gösterilen kahramanlıklar etrafında geçmesi önemli. Çünkü bu kitaplar bölge halkının dini duygularını ve gaza ruhunu canlı tutmada mühim bir rol oynuyordu.