Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Halil İbrahim Alegöz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Somali’yi ziyaret etmesinin 15. yıl dönümü vesilesiyle Türkiye-Somali ilişkilerinin geçirdiği dönüşümü ve gelinen noktayı AA Analiz için kaleme aldı.
***
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 19 Ağustos 2011’de Mogadişu’ya gerçekleştirdiği ziyaret, Türkiye-Somali ilişkilerinde insani müdahaleden kurumsal işbirliğine geçişin siyasi eşiklerinden biri olmuştur. İzleyen dönemde iki ülke arasındaki ortaklık, kamu hizmetleri, güvenlik kapasitesi, bölgesel diplomasi ve ekonomik işbirliğini kapsayan kurumsallaşma süreci içinde derinleşerek stratejik bir mahiyet kazanmıştır. Siyasi liderlik ile Somali halkının toparlanma yolundaki kuvvetli iradesi, bu kurumsal çerçevenin asli unsurları arasında yer almaktadır.
Türkiye ile Somali arasındaki büyükelçilik düzeyindeki diplomatik ilişkilerin 60'ıncı yılı olan 2026, 2011 sonrasında oluşan kurumsal birikimin bütüncül biçimde değerlendirilmesi için anlamlı bir tarihsel kesit sunmaktadır. Türkiye’nin Somali angajmanı, acil insani müdahaleden kamu kurumlarının kapasitesinin güçlendirilmesine, güvenlik işbirliğinden ekonomik sektörlerdeki ortaklıklara uzanan çok katmanlı bir nitelik kazanmıştır. İnsani yardımın kapasite inşası ve sektörel işbirliğiyle aynı politika çerçevesinde bütünleştirilmesi, söz konusu yaklaşımın bazı çalışmalarda “Türk modeli” olarak kavramsallaştırılmasına zemin hazırlamıştır. [1]
Bu çerçevede temel soru şudur: Türkiye-Somali ilişkilerinde 2011 sonrasında insani diplomasiyle görünürlük kazanan yakınlaşma, kurumsal kapasite inşasına ve Afrika Boynuzu’nun güvenlik ve istikrar gündemiyle kesişen stratejik ortaklığa hangi siyasal, kurumsal ve ilişkisel mekanizmalar üzerinden evrilmiştir?
Bu dönüşüm üç analitik eksende incelenebilir. İlk eksen, tarihsel hafızanın ilişkiye sağladığı meşruiyet ve süreklilik zeminidir. İkinci eksen, insani diplomasinin kamu hizmetleri ve devlet kapasitesiyle kurduğu ilişkidir. Üçüncü eksen, Somali’nin iç toparlanması ile Afrika Boynuzu’ndaki güvenlik ve ekonomik karşılıklı bağımlılık arasındaki bağlantıdır. Bu tasnif, faaliyetleri sıralamanın ötesinde ortaklığın hangi mekanizmalarla derinleştiğini ve bu mekanizmaların hangi koşullarda sonuç ürettiğini açıklamayı amaçlamaktadır.
Türkiye-Somali ilişkilerinin tarihsel çerçevesini yalnızca son yüzyıldaki diplomatik temasların kronolojisiyle sınırlamak, güncel siyasi etkileşimin anlam kazandığı uzun dönemli coğrafi, ticari ve toplumsal bağlamı eksik bırakmaktadır. Braudel’in "longue duree" kavramı, tam da bu noktada hızlı siyasi olayların gerisinde coğrafyanın, ticaret yollarının ve toplumsal hafızanın daha yavaş hareket eden katmanlarına bakmayı önerir. Bu bakış, geçmiş ile bugün arasında kesintisiz bir nedensellik ilişkisi kurmaktan ziyade, güncel tercihlerin hangi tarihsel aşinalık zemininde anlam kazandığını açıklayan bir referans çerçevesi sunmaktadır.
Somali, tarihsel olarak Kızıldeniz ile Hint Okyanusu arasında şekillenen tarihsel ticaret, hac ve siyasi etkileşim ağlarının önemli kavşaklarından biridir. Zeyla ve Berbera Limanları çevresinde gelişen ticari güzergahlar, hac yolları ve deniz güvenliğine ilişkin düzenlemeler, Osmanlı dünyası ile Afrika Boynuzu arasında farklı dönemlerde siyasi, ekonomik ve toplumsal temasların kurulmasına zemin hazırlamıştır. Zeyla İskelesi’ni konu alan tarihsel çalışmalar, bu limanların bölgesel ticaret ağları ve değişen güç dengeleri içerisindeki işlevini ayrıntılı biçimde ortaya koymaktadır. Bununla birlikte bu tarihsel miras, güncel politikaları doğrudan belirlemekten ziyade, siyasi ve diplomatik söylemd